ABD ve İsrail saldırdı, İran savaştı. Fatura hepimize çıktı.
Petrolle beraber yükselen enflasyon, daha kırılgan bir Ortadoğu, daha karmaşık bir Avrupa-ABD ilişkisi ve büyük siyasi bir belirsizlik. Geride bıraktıkları bunlar.
ABD Başkanı Trump’ın kariyerindeki en riskli hamlenin istediği şekilde sonuçlandığını söylemek zor. Bu yüzden bu işin henüz bitmediğini düşünenler de var.
Ancak henüz barış anlaşmasının tam metnini görmesek de tarih muhtemelen bu 108 günü “Trump döneminin sonunu getiren mağlubiyet” olarak anacak.

NASIL BAŞLADI NASIL GİTTİ
Hatırlayalım. 28 Şubat’ta savaş başlarken Trump hedeflerini açık açık tüm dünyaya ilan etmişti:
- 47 yıldır hüküm süren İran rejimini yıkmak, İran halkını “özgürleştirmek”.
Yıkılmak şöyle dursun, ABD heyetiyle aynı masada barış anlaşması imzalayan mağrur bir rejim var artık.
- İran’ın nükleer programını yok etmek.
Hürmüz Boğazı’nı aşamadığı için konuyu nükleer meselesine taşıyamayan ABD’nin şimdi tek umudu Obama dönemindekine benzer bir anlaşma çıkarabilmek.
- İran askeri olarak diz çökecek, balistik füze üretemeyecek.
Savaşın İran ordusuna ve ekonomisine büyük zarar verdiği net. Ancak sadece füzelerle değil dron saldırılarıyla İran bu savaştan bölge ülkeleri için tehdit kapasitesi yükselmiş bir güç olarak çıktı.
- İran’ın vekil güçleri ağı çökertilecek.
108 günün sonunda bu konuda da net bir tablo yok. Elimizde sadece Hizbullah’ı bahane eden Netanyahu’nun Lübnan’a başlattığı ve İsrail seçimlerine kadar sürmesi beklenen saldırılar var.
ABD’nin ulaşamadığı hedeflerinin önünde Hürmüz Boğazı engelinin yattığı aşikâr. Trump’ın ABD içindeki kanaat önderlerini dinlemek yerine rejimin zayıf olduğuna yönelik Mossad raporu ve Netanyahu’ya kulak verip bu işe giriştiği biliniyor.
Ama düşenin dostu olmuyor. Basında yazılıp çizilenin aksine Trump’ın mı yoksa Netanyahu’nun mu gemiyi terk ettiği net değil.
Trump acı ilacı içip ara seçimlerde hasarı azaltmak için içeriye dönerken Netanyahu’nun bu boşluktan faydalanıp kendi ikbali için Lübnan’da ve Filistin’de işleri daha karmaşık hale getirmesi gerçekçi bir ihtimal.
Savaş faslı sona ererken gözler Ankara’daki NATO zirvesine çevrilecek. Bu dönemdeki yalnızlığını biraz da NATO’nun ihaneti olarak gören Trump’ın sürpriz hamleleri İran savaşının dolaylı sonuçları arasında yer alacak.
İran ise sahada yenilmedi. ABD’ye yenilmemeyi başardığı için psikolojik olarak savaşın galibi.
Ama her şeyin olduğu gibi bu galibiyetin de bir faturası var. O da İran halkına çıkacak. Artan ekonomik sorunlar ve gücünü pekiştiren bir rejim.
Üstelik rejimin uzun süredir izole edildiği uluslararası sisteme tekrar entegre olması da azımsanamayacak bir ihtimal.
Peki Hürmüz’ün açılması Trump için başarı sayılır mı? 109 gün önce dünyanın böyle bir sorunu yoktu. 50 yıl sonra bir petrol sorunu yaşayan Amerikan halkının da aksini düşünmediğine eminim.
Savaş öncesindeki hedeflerinin hiçbirini tutturamayan Trump için eldeki tek teselli 2018’de yırtıp attığı nükleer anlaşmaya benzer bir metne dönüş olabilir.

YOUTUBE’SUZ NESİL MÜMKÜN MÜ
İngiltere Başbakanı Starmer, önceki gün ülkede 16 yaşın altındakilere sosyal medyanın yasaklanacağını açıkladı. Yasa daha önce parlamentoda kabul edilmiş, hükümetin onayını bekliyordu.
İngiltere, Avustralya’dan kısa süre sonra bu yasağı getiren ikinci ülke oldu. Türkiye’de de benzer bir hazırlık yapılıyor.
Yasak oldukça geniş kapsamlı. Instagram, TikTok, Facebook’un yanı sıra 16 yaşın altındakiler YouTube yayınlarına da ulaşamayacak.
Karar genel anlamda olumlu bulundu.
Özellikle sosyal medyadaki “challengelar” ve akran zorbalıkları dolayısıyla çocuğunu kaybeden ebeveynlerin kurduğu vakıflar kararı memnuniyetle karşıladı.
Muhalefet partileri de uygulamaya şerh düşseler de düzenlemeye karşı çıkmadı.
Karara karşı çıkan üç kesim var. Facebook ve birkaç büyük teknoloji şirketi yasağa tepki gösterdi.
Birkaç akademisyen de bu yasağın uygulanamaz olduğunu, çocukların ana akım sosyal medyadan karanlık ağa ittirildiğini iddia etti. Yasağın amaçlananın aksine hizmet edeceğini öne sürdüler.
Doğal olarak en şikâyetçi kesim 13-16 yaş aralığındaki gençler. Doğduktan hemen sonra mamalarını yemeleri için bile karşılarına ekran konan çocuklar, sosyal medyasız bir dünyanın ne demek olduğunu bilmiyor.
Şimdi ekran bağımlılığıyla mücadele eden ilk nesil olacaklar.
Daha önce yazmıştım. Mevcut akademik çalışmalar buna sigara gibi yaklaşılması gerektiğini söylüyor. Ancak sigaranın tanımını yapmak siyasetin görevi.
Avustralya ve İngiltere örnekleri bir süre sonra uygulama açısından yol gösterici olacak.

İLK MAÇTAN DOĞRAMASAK MI
Coşkulu bir millet olduğumuza şüphe yok. Ama bu coşku bizi zaman zaman uçlara itiyor.
Milli Takımı Dünya Kupası’na yolcu ederken yüzlerce araçla eşlik edip “şampiyon geliyor” demek iyi, güzel.
Fakat ilk maçtaki mağlubiyetin ardından hem oyuncuları hem teknik direktörü yerin dibine sokmak pek anlaşılır değil.
Her ikisinde de yarı final oynadığımız 2002’deki Dünya Kupası’na da 2008’deki Avrupa Şampiyonası’na da mağlubiyetle başlamıştık. 2008’i yerinde takip etmiştim.
Tamam Avustralya, o dönemin Brezilya’sıyla Portekiz’iyle kıyaslanacak bir takım değil. Ama yine de şartlar eşit.
Avustralya tarihi açıdan İngilizlere çok yakın bir ülke.
Maçları İngiltere’de BBC ve ITV yayınlıyor. İki kanalda da İngiliz ve Fransız eski futbolcuların olduğu sağlam bir yorumcu ekibi var.
Buna rağmen mağlubiyet sonrasında İngiliz basınında bizimki kadar Türk Milli Takımı’nı doğrayan bir yoruma denk gelmedim.


5 gün önce
39










English (US) ·