TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un Finlandiya ve İsveç ziyareti dönüşünde gazetecilerin gündeme dair sorularını yanıtladı.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, İsveç Kralı Carl XVI Gustaf tarafından kabul edildi. (Foto: AA)
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un açıklaması şu şekilde; Finlandiya ve İsveç, özellikle NATO süreçlerinde birtakım gerilimlerin olduğu ülkelerdi. NATO'ya girdikten sonra her iki ülke açısından da Türkiye ile ilişkilerinde yeni bir dönem başladı. Hakikaten Türkiye'nin önemi artıyor. Avrupa Birliği'nin etkisizleşmesi ve Avrupa'nın güvenliği bakımından NATO'nun yetersiz kalması, özellikle Rusya'ya komşu olan ülkelerde ciddi bir güvenlik ihtiyacı ortaya çıkartıyor. Güvenliği sadece askerî açıdan değil ekonomik ve siyasi güvenlik olarak da görüyorlar. Bu alanlarda Türkiye'nin önemi daha da artıyor. İnşallah bu toplantıların bu bakımdan da faydası oldu.
Havaalanından itibaren üst düzey bir ağırlama ve karşılama vardı. Hem Finlandiya hem de İsveç'te çok ilgi gösterdiler. Finlandiya'da Cumhurbaşkanı Sayın Alexander Stubb ile İsveç'te de Kral Carl XVI. Gustaf ile görüşmemiz, her iki ülkenin de Türkiye'ye verdikleri önemin açık göstergeleridir. Her iki görüşme de oldukça verimli geçti.
"BU MESELENİN ÇÖZÜM YERİ CHP'NİN KURUMSAL KİMLİĞİDİR"
İç siyasetten soru sormak istiyorum. Salı günü Kemal Kılıçdaroğlu tarafından Mecliste grup toplantısı yapılacağı söylendi. Tabii ki çağıracak olan milletvekilleri. Kim grup toplantısı yapacak sorusu gündemde. Burada bir kargaşa olur mu, bu konuda bir düşünceniz var mı? Sizin tavrınız hala aynı mı?
Ben Cumhuriyet Halk Partisi'nin içerisindeki çelişkiyi açıkçası üzülerek takip ettiğimi ifade etmek isterim. Meclis Başkanı olarak da içlerindeki bu konuların tarafı olmamaya büyük özen gösteriyorum ilk andan itibaren. Dikkat ederseniz fazla konuşmuyorum, sözlerimi de son derece dikkatli seçmeye çalışıyorum. Nihayetinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, bu konularda Meclis İçtüzüğü ve partilerin grup iç yönetmelikleriyle sınırlıdır. Oradan gelecek yazılara göre biz kararlarımızı almak durumundayız.
Ortada CHP Genel Merkezi ve CHP Grup Başkanlığı tarafından gelmiş yazılar var. CHP Meclis Grup Başkanvekillerinin imzasıyla Grup Başkanı olarak geçen hafta Sayın Özel grup toplantısı yaptı. Aynı şekilde önümüzdeki yasal mevzuat çok açıktır ki Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkanı ya da herhangi bir partinin genel başkanı da kendi partisinin grup toplantısında konuşma yapabilir, bunu önleyecek hiçbir madde yok. Dolayısıyla biz buna göre hareket etmek durumundayız.
Geçmişte benzer bir uygulamaya şahit olmuşuz. Sayın Murat Karayalçın, Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) Genel Başkanı ama milletvekili değil. Sayın Karayalçın'a rağmen Aydın Güven Gürkan Meclis Grup Başkanı olarak seçiliyor. Bu konuyla ilgili nasıl hareket edileceğine ilişkin o zamanki TBMM Başkanı rahmetli Cindoruk'a soruluyor. Cindoruk da biz "Meclis Başkanlığı olarak bir partinin iç işlerinde taraf değiliz" diye çok açık bir şekilde konumunu belli ediyor ve orada hem grup başkanlığından gelen yazıyı kabul ediyor hem de o zamanki Sayın Genel Başkan Murat Karayalçın meclis grubunda konuşma yapıyor.
Meclis Başkanlığı açısından konu dün de açıktı, bugün de açıktır. Çok az sayıda da olsa bazı siyasi yorumcular, Meclis Başkanlığını bu konunun tarafı yapmaya kalkmasınlar. Bu meselenin çözüm yeri Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal kimliğidir. Burada Meclis Başkanlığı olarak bizim mevzuat, kanunlar, kararlar çerçevesinde bir katkımız olacaksa samimiyetle Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendi meselesini halletmesi için destek olmaya hazırız.
BİR YAZI GÖNDERMİŞTİNİZ, BİR YANIT GELDİ Mİ?
TBMM Genel Sekreterliği ile yazışmalar oldu; yurt dışı resmî ziyaretlerim sırasında takip ettim. Hangi yazıların geldiğine detaylıca bakmaya devam edeceğiz ama yasal çerçevede elimizdeki mevzuat açısından durum özetle anlattığım gibidir.
"MECLİS BAŞKANLIĞI SİYASİ MAGAZİNİN GÜNDEMİ OLAMAZ"
Size yönelik birtakım eleştiriler oldu. Siz tam olarak burada neden eleştirildim sorusunu kendinize sordunuz mu?
Siyasette eleştiri doğaldır. Ama herkes şunu bilsin ki Meclis Başkanlığı gündelik siyasetin, politik polemiklerin daha açık bir ifadeyle siyasi magazinin gündemi olamaz, olmamalıdır. Olmaması için şahsen büyük bir özen ve gayret gösteriyorum. Aynı şekilde yorumcu ve gazeteci arkadaşlardan da demokratik teamüller çerçevesinde hassasiyet bekliyorum.
"Kapıyı kapatabilir mi Meclis Başkanlığı" gibi bir ifade kullanıldı bazı televizyon programlarında. Ben ne yapacağımı da yapmayacağımı da gayet iyi biliyorum. Meclis İçtüzüğü'nün ve partilerin grup iç yönetmeliklerinin hangi yetkileri verdiğinin farkındayım. Bu anlamda Meclis iç mevzuatı bakımından söylüyorum, herhangi bir partinin Meclisteki iç işleyişiyle ilgili TBMM Başkanlığına bırakılmış bir inisiyatif yoktur.
Pervin Buldan'ın "Yeni bir yasa taslağı gündeme gelecek, süreç en yakın zamanda ete kemiğe bürünecek" ifadesi var. Ne zaman ete kemiğe bürüneceğinin ötesinde burada sahadaki teyitleşme tamam mı? Silahların yakılması süreci bitti mi? Buna ilişkin elimizde bir done var mı? Meclis sonuçta bununla ilgili bir adım atacak mı?
Yaklaşık yedi aylık bir çalışma, 21 toplantının sonucunda oluşmuş, çok derin tartışmalarla ortaya çıkmış bir rapor var, esasında bir ittifak var. O raporun önemli başlıklarından birisi de altıncı ve yedinci bölümler. İlki terör örgütünün silahları bırakmasıyla birlikte yapılacak olan yasal düzenlemeler, yedinci bölümde de genel olarak demokratikleşmeyle ilgili yasal adımlar konusunda siyasi partilerin mutabakatı var.
Dolayısıyla bu yeni bir durum değil. Bu mutabakatın gereğinin yapılması lazım. Benim de şahsi kanaatim, demir tavında dövülür diye bir tabirimiz var. Mesele bu noktaya gelmişken, bölgesel şartlar ve Türkiye'nin siyasi dengeleri de fevkalade olumlu bir atmosfer oluşturuyorken bu adımların atılması lazım ki kimseye mazeret kapısı açık bırakılmasın.
Raporun en kritik noktalarından birisi, herkesin ittifakla kabul ettiği, "kritik eşik" tanımlamasıdır. Raporun kritik eşiği olarak da örgütün silahlarını bıraktığı, kendisini tasfiye ettiğinin güvenlik birimlerince ölçülebilir, denetlenebilir bir şekilde ortaya konulması ve hatta orada kurulacak olan bir mekanizmanın zaman zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne de bilgi vermesi... Bunların hepsi raporumuzda kabul edilen konular. Burada sorumluluk ilgili güvenlik birimlerindedir. Onlar "Evet, bu konularda yeterli adımlar atıldı. Türkiye'nin terörden kurtulması ve terör riskinin ortadan kalktığını gösteren, yeterli ölçülebilir emareler vardır" derse bu süreç hızlanır. Hayırlı işte acele etmek lazım.
Nerede duraksıyor? Siz söylüyorsunuz, Devlet Bey "Hadi artık" diyor, Feti Bey öyle, Sayın Cumhurbaşkanı benzeri... Peki bu "Hadi" dediğimiz kişiler kim? Yani örgüt mü silahı bırakmıyor yoksa bizim güvenlik birimlerimiz hala emin değil mi? Sözünü ettiğiniz mekanizma henüz daha kurulmadı herhalde. Silahları bırakmıyorlar mı bunlar? Orada bir şey mi?
Daha önce de söylemiştim, Süleymaniye'de silahların yakılması çok sembolikti ama çok değerliydi. Eğer ondan sonra örgüt, üzerine düşen sorumlulukları hızlı bir şekilde yerine getirmeye devam etseydi zaten bu iş çoktan bitmişti, yasal düzenlemelerin hepsi yapılmış olurdu. Dolayısıyla burada silahların bırakılması, teslimi konusunda İmralı'nın iradesinin dışında da ciddi bir gecikme olduğunu görüyoruz. Ümit ederim ki buradaki gecikme bir an evvel kaldırılır. Direnç varsa, örgüt bu direncini artık tamamen kaldırır ve adımlar atılır.

1 hafta önce
56










English (US) ·