Oluşturulma Tarihi: Eylül 13, 2026 07:00
Alman siyaseti aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif partisinin geçen haftaki Saksonya-Anhalt zaferini hazmetmeye çalışıyor. Partinin ülke genelindeki anketlerde de önde olması federal hükümet üzerindeki baskıyı katladı. Türkler ve diğer göçmenler ‘C planı’ düşünüyor, Almanlar bile olası genel seçimin sonuçlarını kestiremiyor.


Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin yükselişi geçen hafta Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde elde ettiği yüzde 43,8’lik rekor oy oranıyla tarihi bir zirveye ulaştı. Tek başına iktidar çoğunluğunu kıl payı kaçırıyor ama bu sonuç geleneksel partilerin AfD’ye karşı ördüğü ‘güvenlik duvarını’ (Brandmauer) sarstı. Doğu blokundaki bu sarsıntının hemen ardından gözler 20 Eylül’de sandık başına gideacek Berlin Temsilciler Meclisi ve Mecklenburg Vorpommern eyalet seçimlerine çevrildi.
Berlin’de AfD’nin anketlerde yüzde 20 bandına tırmanması göçmenlerdeki gelecek kaygısını derinleştiriyor. Ayrıca yerel zaferler federal hükümet üzerindeki erken seçim baskısını artırıyor. AfD federal anketlerde de birinci parti konumunda. Avrupa’daki aşırı sağın yükselişini gözler önüne seren 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinden sonra Hürriyet Pazar’a bir değerlendirme yapan Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi Direktörü Sinan Ülgen, Almanya’da AfD’ye de dikkat çekmişti. Hem Ülgen’le tekrar konuştuk
hem de Almanya’daki Türkleri dinledik...
‘Söylemler sertleşebilir’
Sinan Ülgen, Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi Direktörü
◊2024’teki Avrupa Parlamentosu seçimlerinin ardından ekip arkadaşım Meltem Fıratlı’yla konuşmuştunuz. Ekonominin ve göç politikalarının bu sonuçlarda çok etkili olduğunu söylemiştiniz. Son seçimlerden anlamamız gereken, iki sene içinde bu sorunların çözülemediği mi olmalı?
Evet, bu iki sorun çözülemedi. Çözülmesi de zaten kısa vadede çok mümkün değil. Sorunları çözebilecek siyasi irade oluşamadı. Çünkü Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) bu sorunların çözümüne yönelik bir kalıcı mutabakat sağlayamıyorlar. Oysaki bunlar köklü sorunlar ve artık Almanya’nın 2. Dünya Savaşı sonrasındaki ekonomik modelinin yerine bugünün dünyasında daha rekabetçi olabilecek, başta Çin’le rekabet edebilecek başka bir ekonomik model ikame etmesi lazım.

◊AfD iktidara gelmese bile savundukları söylemler merkez partiler tarafından kabul edilir, savunulur hale gelir mi?
Özellikle göç politikası konusunda merkez siyasetini daha fazla etkileyecektir. Çünkü bu yükselişin arkasında iki temel neden var: Ekonomik tatminsizlik ve göçmen karşıtlığı. Aslında göçmen karşıtlığının bir ekonomik boyutu yok. Çünkü Almanya, hatta birçok Avrupa ülkesi ilave işgücüne ihtiyaç duyuyor. İşgücünü vatandaşlarıyla büyütemeyen ülkeler... Dolayısıyla daha liberal, esnek bir göçmen politikasına
sahip olmaları gerekiyor. Ama gelin görün ki kültürel tepkilerden dolayı ve birtakım sağ partilerin bu konuyu sahiplenmeleri ve topluma aslında gerçek olmayan fakat basit çözümlerle, söylemlerle hitap etmeleri nedeniyle göçmen politikası son tartışmaların merkezinde yer alan bir alan oldu. Ve ister istemez oy kaybetmemek için veya oy kaybını sınırlamak için göçmen politikası konusunda da en azından sağ partilerin, CDU’nun söylemi sertleşebilir önümüzdeki vadede.
◊Türklerin Almanya’daki gelecekleri bu yükselişten nasıl etkilenir? Merkez partilerin AfD’den aldığı bu görüşler orada kemikleşirse iki ülke ilişkileri nasıl seyreder?
Bunun birinci kulvarı göç politikası ve vatandaşlık politikası üzerinden olacak. Mesela CDU Saksonya-Anhalt’taki sonuç sonrasında vatandaşlık politikasında değişiklik yapacağını söylemeye başladı. Mesela çifte vatandaşlık... SPD buna ne der bilmiyoruz.
◊Önümüzdeki seçimlerde bu şok devam edecek mi, yoksa bu şoku atlatabilir mi Alman siyaseti?
Şokun devam edeceğine dair sinyaller var. Çünkü AfD’nin bu başarısı sadece eyaletle sınırlı değil. Almanya’nın geneli için bu kadar yüksek bir orana sahip değil ama hâlâ birinci parti olma potansiyeli var. Önümüzdeki seçimlere damgasını vurabilir. Ama bu, AfD önümüzdeki seçimlerde birinci parti olsa bile Almanya’da iktidara gelecek demek değil. Çünkü Almanya’da hâlâ anlaşılabilir nedenlerle, tarihi nedenlerle AfD gibi bir partiyle işbirliği yapmak istemeyen birçok siyasi parti var. “Ne kadar oy alırsa alsın ama iktidara gelmesin, bununla bir koalisyon kurmayalım ve seçmen de ‘Oy boşa gidiyor’ deyip geleneksel partilere yönelsin” düşüncesi...
ALMANYA’DAKİ TÜRKLER NE DİYOR?
‘Ciddi bir gelecek kaygısı...’
Yasemin Arkın (40)
◊AfD’nin en yüksek oy oranlarına Doğu Almanya’da ulaşması tesadüf değil; iki Almanya’nın birleşme sürecinin sancıları hâlâ hissediliyor. İş imkânlarının daralmasıyla başlayan süreç göçmen kültürüne alışık olmayan bu bölgede ekonomik hoşnutsuzluğun doğrudan yabancı karşıtlığına dönüşmesine zemin hazırladı.
◊Berlin gibi kozmopolit merkezlerde günlük hayatta doğrudan bir gerilim hissedilmese de anketlerde ve sokakta aşırı sağın görünürlüğünün artması göçmen topluluklarında ciddi bir gelecek kaygısına ve anksiyeteye yol açıyor. AfD’nin Berlin’deki merkezinin Türklerin şehirdeki önemli duraklarından Bavul Cafe’nin yakınlarına taşınacak olması protesto ediliyor mesela. Berlin’deki Türk toplumu için ‘C planı’ arayışları konuşuluyor. Diğer göçmenler de gitmekten bahsediyor. “15 yıldır Berlin’deyim ama…” diyenler var. Almanya’nın Filistin konusundaki tavrı da etkili oldu. AfD konusunda Almanlar da endişeli. Federal hükümet yıkılırsa ve erken genel seçim olursa sonucun ne olacağını kimse bilmiyor.
◊Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası gündeme gelen yurtdışı çıkışlarında askerlik şubesine bildirim zorunluluğu ve ordunun güçlendirilmesi yönündeki adımlar bir güvenlik tehdidi psikolojisi yaratmış durumda. Bu hava, ekonomik krizle birleştiğinde seçmenin otoriter ve radikal söylemlere yönelmesini kolaylaştırıyor.
‘Kimler kendini bu ülkeye ait hissedecek?’
Metin Uyar (38)
◊AfD’nin yükselişinin bende bıraktığı en güçlü iz sokakta yaşadığım doğrudan bir gerilimden ziyade çevremdeki insanların verdiği tepkiler oldu. Sadece Türkler değil; başka ülkelerden arkadaşlarım da benzer bir gelecek kaygısını dile getiriyordu.
“Biz Almancayı neden öğreniyoruz öyleyse” diye paylaşım yapan arkadaşlarım oldu. Bunlar birkaç espri gibi görülebilir ama bence altında çok daha ciddi bir soru var: “Bu toplumun parçası olmak için gösterdiğim bütün bu çabanın sonunda bu toplum beni gerçekten kendisinden biri olarak görecek mi?”
◊AfD’nin yükselişinin yarattığı etkinin yalnızca seçim sandığındaki rakamlarla ölçülemeyeceğini düşünüyorum. Bir insandan topluma entegre olmasını beklerken aynı insana o toplumda istenmediğini hissettirirseniz entegrasyon için en temel motivasyonlardan birini de zedelersiniz.
◊Bu kaygı yalnızca Almanya’ya sonradan göç etmiş insanlarla sınırlı değil. Almanya’da doğmuş ve Alman vatandaşı olmuş Türklerden toplumun çok farklı kesimlerine kadar birçoklarının AfD’nin yükselişinden kaygı duyduğunu görüyoruz. Dolayısıyla meseleyi “Göçmenler sınır dışı edilmekten korkuyor” şeklinde okumak çok eksik kalıyor. Daha büyük soru şu: Geleceğin Almanya’sında kimler kendini gerçekten bu ülkeye ait hissedebilecek?

6 saat önce
28










English (US) ·