Giriş Tarihi: 29 Nisan 2026
Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE), 1 Mayıs itibarıyla OPEC ve OPEC+ yapılanmasından ayrıldığını dün resmen açıklaması, elbette enerji piyasalarına ilişkin teknik bir karar değil. Merkezi Viyana'da olan Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı'ndan (OPEC) BEA'nin ayrılma kararı, Körfez'in 1960'lardan beri inşa ettiği ortak stratejik aklın önemli bir kırılma anı olarak okunmalı. Abu Dabi yönetimi, kararın 'uzun vadeli stratejik ve ekonomik vizyon' ile 'değişen enerji profili' nedeniyle alındığını ve iç üretim yatırımlarını hızlandırma hedefi taşıdığını açıkladı.
OPEC, 1960'ta Bağdat'ta; Suudi Arabistan, Kuveyt, Irak, İran ve Venezuela öncülüğünde kuruldu. BAE ise, 1967'den itibaren bu enerji kardeşliğinin asli unsurlarından biri oldu. Bu yapı sadece petrol fiyatlarını değil, Körfez monarşilerinin birbirine karşı stratejik sadakatini de temsil ediyordu.
Bugün ise tablo değişiyor. BAE, artık kendisini sadece bir Körfez ülkesi olarak değil; Hindistan'dan Avrupa'ya uzanan yeni ticaret hatlarının merkezinde konumlanan küresel bir lojistik ve finans merkezi olarak görüyor. Hindistan-BAE-İsrail-Avrupa Koridoru yani IMEC Projesi, Abu Dabi'nin yeni jeoekonomik pusulasını yansıtmakta. Bu denklemde Riyad merkezli klasik Körfez dayanışması yerine; BAE için Tel Aviv, Yeni Delhi, Washington ve Avrupa limanlarıyla kurulan çok katmanlı ağ arayışı öne çıkıyor.
Bu nedenle BAE, petrol kotası disiplinine bağlı kalmak yerine, üretim kapasitesini kendi ulusal çıkarlarına göre yönetmek istiyor. Özellikle Suudi Arabistan'ın fiyat kontrolü odaklı yaklaşımı ile BAE'nin 'pazar payı ve yatırım serbestisi' anlayışı zaten uzun süredir çatışıyordu. Ancak meselenin salt enerji olmadığının da herkes farkında.
Gazze savaşı sonrası, Körfez içinde İsrail'e yaklaşım da ayrıştı. Katar daha farklı bir diplomatik kanal izlerken, Kuveyt ve halk düzeyinde Bahreyn daha sert mesafeler koydu. BAE ise Abraham Anlaşmaları sonrası kurduğu hattı tamamen terk etmek istemiyor. İsrail'le güvenlik, teknoloji, liman ve sermaye ilişkileri Abu Dabi açısından yapısal bir mesele hale gelmiş durumda. Bu durum bir süredir, Körfez İşbirliği Konseyi içinde de sessiz fakat derin bir jeopolitik fay hattı oluşturuyor.
Bununla birlikte, son 10 yıldır, ülkenin askeri ve siyasi kapasitesinin üstünde, adeta petrol elde edilen gelirle, sıklıkla da ABD ve İsrail'in taşeronluğunu yapan bir finansör ülke gibi, BAE'nin Afrika, Körfez ve Orta Doğu'daki kimi operasyonlarının tümü de BAE açısından hüsranla sonuçlandı. Bu nedenle, esasen 'aklı selim Müslüman ülkeler' rotasından Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Endonezya gibi belirli bir duruşu ve siyaseti olan ülkeler ile birlikte yürümek yerine, ABD-İsrail hattı üzerinden BAE'nin kendine ayrı bir rota çizme arayışlarını hızlandığı anlaşılmakta.
Suudi Arabistan ise bölgesel liderlik iddiasını yeniden tahkim etmek isterken, BBAE artık 'ikincil ortak' rolünü kabul etmiyor. Yemen dosyasından liman rekabetine, Afrika Boynuzu'ndan yatırım merkezlerinin Dubai'den Riyad'a taşınma baskısına kadar birçok başlıkta bu rekabet görünür hale geldi. OPEC'den çıkış da BAE için bu yönde bir stratejik bağımsızlık ilanıdır.
Bu karar, 'Körfez işbirliği' kavramının artık eski anlamını taşımadığını gösteriyor. Yeni dönemde Körfez ülkeleri tek blok değil; farklı eksenlere açılan ayrı jeopolitik aktörlerdir. BAE'nin mesajı nettir: Sadakat değil esneklik, blok disiplini değil ulusal manevra alanı. Bu sadece Abu Dabi'nin tercihi değil; 21. yüzyılın yeni enerji diplomasisinin de özeti olabilir. Körfez'de artık petrol değil, yön tayini belirleyici olacak. Ve görünen o ki BAE pusulasını Riyad'a değil, yeni küresel koridorlara çevirmiş durumda.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın

1 saat önce
26










English (US) ·