Harun Sarıkaya / hsarikaya@hurriyet.com.tr
Oluşturulma Tarihi: Nisan 19, 2026 07:00
Engeli olan kişiler sosyal medyada içerik paylaştığında takdirler havada uçuşuyor. Bizim gibi değiller diye şükrediyorlar. Takipçi sayısına bakarsak sadece sempatizan topluyoruz. Bize ‘empatizan’ lazım. Sempatizan çok var.
Zihnimdeki kayıp sahneleri düşünüyorum. Aslında bunları çok iyi biliyorum; çünkü kendi görüntülerimle ilgili. Hatırlıyorum ama görselleştiremiyorum, size gösteremiyorum. Çünkü kafamı görüntüleyemiyor tıp.
‘Nereden geldin buraya’ derseniz, tabii Instagram’dan. Bu ara engeli olan kişiler yoğun şekilde içerik paylaşıyorlar. Duruma bakarsak başarılı da oluyorlar. Burada ben de 303’üncü defadır içeriğimi sizlere sunuyorum. Sosyal medyaya bakınca önemli bir şey çekti dikkatimi: Hepsinde on binlerce takipçi var ve popülerler. Bu paylaşımlar sayesinde daha görünür oluyoruz, takipçi sayılarına bakarsak buradan bu anlaşılıyor. Fakat ekranda görünüyoruz, sokakta görünmüyoruz. Sokaktaki hayat hiç değişmiyor. Acıklı bir hikâyemiz varsa, biraz ajitasyona da yer verirsek on binlere ulaşıyoruz. Yorumlara bakınca tedavi teklifleri, para teklifleri... ‘Enerjine bayılıyorum’, ‘Çok güçlüsün’ gibi, neler neler...
Geçen gün otobüste biri beni tanıdı: “Gazetede çıkıyorsunuz. Babam okuyor hep” dedi oturduğu yerden. “Babana teşekkür eder misin” dedim. “Ben de okuyorum” dedi, ona da teşekkür ettim ve karşımdaki uyarının olduğu yeri gösterip “Bir şey yazıyor, okur musun ya da hiç okudun mu” dedim. Bir sessizlik oldu. Ne mi yazıyordu? Otobüs kullananlar bilirler, bilmeyenler de binince bulabilirler... Durağa geldik ve cılız bir “İyi günler” deyip indi genç okuyucum. Bir okur kaybettim galiba.
Kaybettiğim görüntülerime dönersem... Yıllar önce iki üniversite öğrencisi “Belgesel olarak hayatını çekmek istiyoruz. Oynar mısın” dedi. “Hayatım beklentilerinizi, daha da doğrusu hocalarınızın beklentisini karşılamaz da kalırsanız karışmam” diyerek kabul ettim. Bizim salonda ve dış mekânlarda hayatımı anlattım. Sonunda tekrar uyardım: “Bu halkın istediği film değil. Kalırsanız üzülürüm.”
“Çok güzel oldu, kalsak da üzülmeyeceğiz” dediler ve kaldılar. İzleyen akademisyenler “Böyle körlük olur mu, her şey çok güzel. Hiç mi acı çekmemiş” gerekçesiyle beğenmemişler. Beklenti hep bizim acı çeker, dilenir, ağlar, isyan eder ya da benzeri tarafımız.
Sosyal medyaya gelirsek... Takipçi sayısını ve otobüste yaşananları düşünürsek sadece sempatizan topluyoruz. Herkes kutluyor, tebrikler, takdirler havada uçuşuyor. Şükrediyorlar bizim gibi değiller diye. Bize empatizan lazım. Sempatizan çok var zaten. Bu takipçi kitlesini buna çeviremedikten sonra yani sokakta hâlâ yürüyemedikten sonra, takipçi sayısı on bin değil, bir milyon olsa da faydasını göremiyorsak, üstelik engelli-engelsiz birçok sorunu ortak yaşıyorsak bir yanlışlık var demektir.
Üniversite öğrencilerinin çektikleri belgesel videosunu kaybettim ama görüntü hâlâ aklımda, kendi içimden bakıyorum. Siz de yaşamınıza kamera arkasından bakıp sempatizan olmayı empatizan olma haline getirebilirsiniz bence. Her sese iyi pazarlar.

2 gün önce
34










English (US) ·