MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin CHP’deki mutlak butlan tartışmasına ilişkin yaptığı son açıklamayı okurken bunu düşündüm.
Bahçeli, Yargıtay’ın itiraz sürecini bir an önce sonuçlandırması gerektiğini söyledi.
Türkiye siyasetinde son 30 yıla baktığımızda, Bahçeli’nin kritik dönemeçlerde yaptığı çıkışların çoğu zaman yalnızca bir görüş açıklaması olarak kalmadığını görüyoruz. Kimi zaman siyasi dengeleri değiştirdi, kimi zaman yeni bir sürecin kapısını araladı.
Bu nedenle söyledikleri her zaman dikkatle okunuyor. Hatta bazen söylediklerinden çok, söylemediklerinin satır araları yorumlanıyor.
Bugün de Türkiye’nin önünde önemli bir mesele var.
Demokrasi sadece seçim kazanmaktan ibaret değil.
Güçlü bir iktidar kadar güçlü ve işleyebilen bir muhalefet de demokrasinin temel şartlarından biri.
CHP’nin geleceğine ilişkin belirsizliğin aylar boyunca sürmesi; ne partiye ne siyasete ne de Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu normalleşme iklimine katkı sağlar.
Çünkü büyük ülkelerin büyük sorunları olur.
Ama büyük demokrasiler, sorunlarını belirsizlik içinde bırakarak değil, kurumlarını işleterek çözer.
Türkiye’nin önünde konuşulması gereken ekonomi var, eğitim, dış politika, yeni anayasa tartışmaları var.
Bunların sağlıklı şekilde tartışılabilmesi için ise siyasetin sürekli kriz üreten bir gündemden çıkıp daha öngörülebilir bir zemine kavuşması gerekiyor.
O yüzden ben de Bahçeli’nin çağrısının önemli olduğunu düşünüyorum.
Yargıtay süreci hızlandırmalı ve CHP’nin geleceğine ilişkin tartışma hukuken kesin bir sonuca bağlanmalı.
Çünkü demokrasilerde bazen en değerli şey kararın kendisi değil, belirsizliğin sona ermesidir.

SKANDAL GELİŞMELERDE BİLE ŞAŞIRMA EŞİĞİMİZ DEĞİŞTİ
GEÇEN gün The Wall Street Journal’da ilginç bir yazıya rastladım.
Soru şöyleydi.
“Artık herhangi bir şey gerçekten skandal sayılıyor mu?”
Sadece siyasette değil, hayatın her alanında tuhaf bir eşiği geçtik.
Eskiden skandalla bir yalan ortaya çıkar, gizli kalmış bir olay öğrenilir, insanlar günlerce onu konuşurdu.
Bazı kariyerler bir gecede biterdi.
Bugün ise durum farklı.
- Sabah büyük bir kriz haberiyle uyanıyoruz.
- Öğlene doğru yeni bir tartışma çıkıyor.
- Akşam başka bir olay gündemi değiştiriyor.
- Ertesi gün ise bir önceki günü neredeyse kimse hatırlamıyor.
Telefon ekranını her kaydırışımızda yeni bir öfke, yeni bir tartışma, yeni bir skandal önümüze düşüyor.
Her gün onlarca “şok gelişmeye” maruz kalan bir toplumun şaşırma eşiği doğal olarak yükseliyor.
Bazı manşetler gündemi günlerce meşgul ederdi bugün birkaç saat içinde algoritmanın dibine gömülüyor.
Bilgi eksikliği değil; tam tersi, bilgi fazlalığından ambale olmuş durumdayız.
Artık bir olayın ne kadar büyük olduğu değil, kamuoyunun dikkatini ne kadar süre çektiği belirleyici.
O yüzden bu soruyu siz kendi kendinize sorun ve cevaplayın.
“Artık herhangi bir şey gerçekten skandal sayılıyor mu?”
FENERLİ BİR DOSTUMUN KONGRE BENZETMESİ
GEÇEN gün koyu bir Fenerbahçeli arkadaşım şöyle bir yorum yaptı.
“Bizim kulüp de CHP gibi oldu. Her yıl seçime gidiyoruz. CHP’de kaç kurultay yapıldı; hangisi olağandı, hangisi olağanüstüydü karıştırdım.”
Galiba bugünün dünyasında en kıymetli şeylerden biri istikrar.
Siyasette de öyle, futbolda da...
Elbette demokrasi önemlidir. Üyeler konuşacak, delegeler karar verecek, seçimler yapılacak.
Ama kurumlar sürekli seçim atmosferinde yaşadığında enerjilerini geleceğe değil, kendi iç mücadelelerine harcamaya başlıyor.
Fenerbahçe bu hafta sonu yeniden kongreye gidiyor.

Aziz Yıldırım ile Hakan Safi’den biri başkan seçilecek.
Kulüp son üç yılda üçüncü kez sandık başına gidiyor.
Üstelik gelecek yıl bir kez daha olağan kongre var.
Belki de bugün hem siyasette hem sporda kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor.
Başarının sırrı sadece doğru kişiyi seçmek mi?
Yoksa seçtikten sonra ona çalışabileceği istikrarlı bir alan bırakabilmek mi?
Ben de Fenerbahçe taraftarıyım.
Fenerbahçe’nin sadece bir spor kulübü değil; Türkiye’nin önemli sivil toplum örgütlerinden biri olduğuna da inanıyorum.
Ve diyorum ki...
Başarı için istikrar ve iyi bir gelecek için uzun stratejiler şart.

SAĞLIK VERİLERİ PETROL KADAR DEĞERLİ OLACAK
BAZEN yoğun gündemin arasında bazı ayrıntılar kaçabiliyor. Başkan Trump’ın yoksul ülkelere yönelik onlarca yıllık Amerikan politikasını tersine çevirmesinin ve ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı’nı kapatmasının üzerinden bir yıl geçtikten sonra bazı Afrika hükümetleri AIDS, tüberküloz ve sıtmayla mücadele için fonların yeniden başlatılması için koyduğu koşullara tepki gösteriyor.
Peki Trump yönetimi hayat kurtarıcı ilaçlar karşılığında ne istiyor?
Özel sağlık kayıtlarına ve hatta madenlere erişim talep ediyor.
Ki bu ülkelerde insanların ilaca erişiminde sıkıntılar var.
Ve buna rağmen bu ülkeler bu yardımı reddediyor.
Şunu bilelim.
Dünya hızlı değişiyor.
Ve sağlık kayıtları, yani datalar belki bugün değil ama yarın petrol kadar değerli olacak.
Bütün klinik araştırmalar ve yapay zekânın da yardımıyla bütün insanlık tarihi belki de bu verilerle değişecek.
Ya da değiştirilecek.
Türkiye’nin, dünyanın bu sert siyasi iklimi arasında bu konular belki satır aralarında kalıyor.
Ama inanın yakın bir gelecekte bu ve benzeri konuları da sıkça tartışıyor olacağız.


7 saat önce
41










English (US) ·