"Yakınlarını ara…
Onlar bilmiyor…
Dünyanın sonunu ve onların farkında olmadığı (şimdi artık 7 dakikadan da az kalan ) süreyi duyur…
Her şey saçma görünüyor. Elektriğin kesilmesi gibi değil bu. Onları sevdiğini ve karanlıkta buluşacağınızı söyle…
Başka…
Sevdiğin her şeyden son bir kez tatmak istiyorsun ama zaman sadece buzdolabından bir kaşık kiraz reçeli almaya yetiyor.
Kedi bir yerlere gizlenmiş. O da biliyor.
Pencereyi açıyorsun. Dışarıda insanlar güneşin son dakikalarını boşa harcıyor."
***
Yazdığı her satıra hayran kaldığım Georgi Gospodinov'un bir öyküsünden aldım yukarıdaki satırları…
Nereden aklıma geldi peki?
Sabah gün ışıyınca kahvemi yapıp balkona çıktım…
Eylül güneşinin tadı ayrı…
Yabani semizotları, tereler, rokalar seviyor bu ışığı…
Ama biberlerimin yaprakları diriliklerini kaybeder olmuşlar bile…
En geç iki hafta sonra güneşin önüne solgun sarı bir filtre gelecek…
"Son"ları hatırlatacak…
Sabahları gene iyi…
Ama günbatımları hem güzel, hem de pek hüzünlü olmaya başlayacak…
İşte bunu düşününce yerimden kalkıp Gospodinov'un kitabını aldım, "8 Dakika 19 Saniye" adlı öyküsünü baştan okudum…
Dünyanın sonunu anlattığı, kısacık fakat şahane öyküyü…
***
Gün batımı…
Son günün son batımı…
Bu biliniyor…
Güneş sönecek…
"Peki sonra ne olacak? Gezegenler kaçışıp dağılacak mı? Okyanuslar taşacak mı, sonsuz bir kutup kışı mı başlayacak? Bunlar hemen mi olacak, yoksa bize biraz daha zaman tanınacak mı?"
Dünya liderleri "dünyanın sonunun kontrolü biçimde ertelenebileceğinden bahsetmişlerdi" aylar önce…
Komik, değil mi?
Bazıları alışkanlıkla sığınaklara çekilmişti, bazıları ailecek kaçılacak yer varmış gibi yollara dökülmüştü…
Bazıları da günbatımının en güzel göründüğü yerde bu kozmik kıyameti; bu son günbatımını izlemek için toplanmışlardı…
Bir vaiz bağırıyordu onlara…
"Aslında her günbatımının bir kıyamet kıssası olduğunu hiç mi anlamadınız, ahmaklar…"
***
Neyse…
Öyküyü okumayı bırakıp bulaşıkları yıkamaya gittim.
Benim bulaşığımdan ne olacak ki; bir tava, bir büyük tabak, bir salata kasesi, birkaç çatal bıçak, bir kahve fincanı…
Sonra oturup yazımı yazacağım…
Şu okuduğunuz satırları…
Ne bu şimdi, dediniz, biliyorum.
Akşama doğru günbatımını izlemeye çıkmayı ve kıymetini bilmeyi unutmayın!
Bütün söyleyeceğim bu…

4 saat önce
42










English (US) ·