Bir tarafta Amerika Birleşik Devletleri var, diğer tarafta ise Çin. Aynı küresel ekonominin içinde, aynı enerji şoklarından etkileniyor, aynı jeopolitik gerilimlerle karşı karşıya kalıyorlar ama ekonomik olarak birbirlerinin tam tersi yönlere gidiyorlar. Bakın nasıl...
ABD ile Çin’in 10 yıllık devlet tahvillerinin faizleri arasındaki fark 3.17 puana, yani 317 baz puana çıktı. Bu, mevcut veri serisinin en yüksek seviyesi. ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4.85 civarına yükselirken Çin’in 10 yıllık tahvil faizi yüzde 1.68 civarında. Aynı vadede borçlanan dünyanın iki devinden biri neredeyse yüzde 5, diğeri yüzde 2’nin altında faiz ödüyor.
Bu devasa fark aslında iki ülkenin karşı karşıya bulunduğu tamamen farklı ekonomik sorunların sonucu. Amerika’nın derdi enflasyon. Ekonomi dirençli, kamu borçlanması yüksek, petrol fiyatlarındaki yükseliş yeni bir enflasyon dalgası ihtimalini gündemde tutuyor. Tahvil piyasası da bütün bunların sonucunda daha yüksek faiz talep ediyor. ABD’nin 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 5 sınırına yaklaşması bu nedenle yalnızca finans piyasalarının değil, Amerikan ekonomisinin de önemli gündem maddelerinden biri.
Çin’in problemi ise neredeyse bunun tam tersi. Pekin ekonomiyi soğutmaya değil, canlandırmaya çalışıyor. İç talep istenilen ölçüde güçlenmiş değil. Kredi talebi zayıf. Ağustos ayında tüketici enflasyonu yüzde 0.8, çekirdek enflasyon ise yüzde 1 seviyesinde kaldı.
Kısacası Washington ekonominin fazla sıcak olmasından, Pekin yeterince ısınmamasından korkuyor. Tahvil piyasasındaki 317 baz puanlık rekor fark da aslında bu iki ayrı yönün fiyatı.
ÇİN’DEN SERMAYE ÇIKIŞINA DİKKAT!
ABD ile Çin arasında oluşan faiz farkının ilginç bir başka sonucu daha var. Çin yuanıyla borçlanmak giderek daha cazip hale geliyor. Offshore yuan piyasasında bu yıl gerçekleştirilen borçlanmanın 1 trilyon yuana, yaklaşık 149 milyar dolara ulaşarak rekor kırması bunun göstergelerinden biri. Ancak madalyonun diğer yüzünde Pekin açısından ciddi bir sorun var. Bir yatırımcı Çin devlet tahvilinden yüzde 1.68 civarında getiri elde ederken Amerikan devlet tahvilinden yüzde 4.85 civarında getiri sağlayabiliyorsa, doğal olarak şu soruyu soruyor:
Paramı neden Çin’de tutayım? Üstelik karşısında dünyanın en büyük ve en likit tahvil piyasası var.
Bu nedenle ABD ile Çin arasındaki rekor faiz farkı yalnızca iki ülkenin para politikaları arasındaki ayrışmayı göstermiyor. Aynı zamanda sermayenin hangi yöne hareket edeceği konusunda da giderek daha önemli hale geliyor.
TÜRKİYE’NİN FAİZ KARARI NE ANLAMA GELİYOR
GEÇMİŞTE küresel ekonomiyi anlatırken ortak bir hikâyeden söz edebiliyorduk. Dünya büyüyor veya yavaşlıyor, enflasyon yükseliyor veya düşüyor, büyük merkez bankaları faiz artırıyor veya indiriyordu. Şimdi tablo çok daha parçalı. Ülkeler arasında farklar var. Dünyadaki trilyonlarca dolarlık sermaye hangi ülkenin tahviline, hangi para birimine ve hangi piyasaya gideceğine bu faiz farklarına bakarak karar veriyor.
Dün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) böyle bir ortamda yeni faiz kararını açıkladı. Politika faizini yüzde 37’de sabit tuttu.
Kararın zamanlaması önemli. Çünkü Türkiye bir yandan enflasyonu aşağı çekmeye çalışırken diğer yandan dışarıdaki koşullar giderek zorlaşıyor. Petrol yeniden 100 doların üzerine çıktı. ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 5 sınırına dayandı. Avrupa Merkez Bankası ise dün enerji fiyatlarının yeniden körüklediği enflasyonla mücadele etmek için faizi 25 baz puan artırarak yüzde 2.5’e çıkardı.
Yani dünyanın bir bölümünde faiz artırımları yeniden masaya gelirken Türkiye faiz indirimine geçebilmek için uygun zamanı kolluyor. TCMB’nin yüzde 37’de beklemesi, bu açıdan yalnızca içerideki enflasyon rakamlarıyla açıklanabilecek bir karar değil. Küresel faizlerin yükseldiği, petrolün pahalandığı ve gelişmiş ülke tahvillerinin daha yüksek getiri sunmaya başladığı bir dünyada Türkiye’nin faiz indirimi için hareket alanı da daralıyor. Çünkü Türkiye’nin rakibi artık yalnızca kendi enflasyonu değil. Küresel sermayeye yüzde 5’e yaklaşan getiri sunan Amerika da masanın diğer tarafında oturuyor.
Dünyanın iki devi iki ayrı yöne giderken Türkiye de bu iki yön arasında kendi yolunu bulmaya çalışıyor.

2 gün önce
35









English (US) ·