Kazanan Türkiye

1 saat önce 32

Mason localarında konferanslar veren bir ekonomist önceki gün beni aradı. Çok ilginç bir cümle kurdu.
"Dünyada Siyonistler arasında çatışma ve gerilim yaşanıyor" dedi. Bunun işaretlerini de görüyorduk nitekim.
Uzun zamandır ABD'deki Siyonist medya İsrail ve Başbakanı Netenyahu aleyhinde uzun eleştirilerde bulunuyor.
Ana akım medyada çıkan eleştirilerde Netanyahu'nun Gazze stratejisinin başarısız olduğu, siyasi geleceğini korumak için savaşı uzattığı savunuldu.

Netanyahu'nun görevden ayrılması çağrıları bile yapıldı. Haber analizlerinde Gazze'deki operasyonların yalnızca güvenlik gerekçeleriyle değil, Netanyahu'nun koalisyonunu ayakta tutma ihtiyacıyla da bağlantılı olduğu değerlendirildi.
Netanyahu'nun Gazze, Lübnan ve Suriye'deki askeri operasyonlarla İsrail'i uzun süreli ve maliyetli çatışmalara sürüklediği, savaşı yeniden başlatmasının iç siyasi hesaplarla ilişkili göründüğü savunuldu.

Netanyahu'nun yargının yetkilerini azaltmaya yönelik reform girişimi, hem ABD medyasında hem İsrail içinde yoğun eleştiri aldı. Reformun İsrail toplumunda derin kutuplaşma oluşturduğu ve güvenlik kurumlarını olumsuz etkilediğini savunuldu. İsrail Yüksek Mahkemesi'nin reformun önemli bir bölümünü iptal etmesi geniş yankı buldu. Netanyahu'nun siyasi hedefleri, demokratik kurumların önüne geçirildi iddiaları havada uçuştu.

Siyonizm destekçisi The New York Times, Sde Teiman adlı gözaltı merkezine ilişkin kapsamlı bir araştırma yayımladı. Gazetede eski Filistinli tutukluların, İsrailli askerlerin ve sağlık personelinin ifadelerine yer verildi; dayak, ağır kötü muamele ve cinsel şiddet iddiaları aktarıldı. Siyonist The Washington Post da Sde Teiman'daki koşullar hakkında haberler yayımladı. Gazetede eski tutukluların ve insan hakları kuruluşlarının işkence, ağır kötü muamele ve ölümlerle ilgili iddialarına yer verildi. Siyonist CNN ise İsrailli muhbirlerin ifadelerine dayanan bir araştırmada, Filistinli tutukluların sistematik kötü muameleye maruz kaldığı iddialarını yayımladı. Siyonistler arasındaki çatlaklar ve kavga da bu haberlerle ayyuka çıktı.

Washington Post'un Mayıs 2024 tarihli haberinde, İsrailli muhaliflerin ve bazı hükümet üyelerinin Netanyahu'yu siyasi geleceğini korumak adına savaş kararları almakla suçladıkları aktarıldı. 2025'te New York Times'ın çok ses getiren uzun araştırma dosyalarından biri, kamuoyunda şu başlıkla anıldı:
"Netanyahu Gazze savaşını iktidarda kalmak için uzattı mı?" Başkan Trump'ın İran savaşı'yla ilgili önceki gün görüştüğü Netenyahu'ya "Sen deli misin. Bütün dünya senden nefret ediyor" şeklindeki sert sözleri boşuna sızdırılmadı.

Netenyahu politikaları tüm dünyada onun üzerinden Siyonizme olan öfke ve nefreti tavan yaptırdı. Şimdi Siyonistlerin bir bölümü "Bu öfkeyi dindirmek yıllar alacak. Netenyahu ve politikaları yüzünden dünyada özellikle geleceği yönetecek gençlerde muazzam bir İsrail düşmanlığı var. İsrail'in Netenyahu'dan ve soykırım damgası yiyen politikalarından kurtulmamız lazım" diye haykırıyorlar.

Yakında bu suçlamalar göklere çıkacak. Hep söylüyorduk. "İsrail için en büyük tehdit İsrail'in ta kendisi" diye. Şimdi Siyonistler içinde bile bunu dillendirmeye başlayanlar var. Öyle bir hale geldiler ki büyük paranoya ve korku yaşıyorlar.

Gelecek endişesi onlara kabuslar gördürüyor.

Bu kabusların içinde birinci sıraya "Türkiye korkusu" çıktı. Nitekim İsrail'in Haaretz gazetesinde Haifa Üniversitesinde görev yapan Prof. Dr Stefan İhrig bir makale yazdı. Türkiye'nin bölgedeki krizleri fırsata çevirerek küresel bir diplomasi merkezine dönüştüğünü belirten Stefan "Başbakan Netenyahu eliyle İsrail tarihinin en büyük yalnızlığına mahkum edildi" diye çığlık attı. "Sparta bile yalnız savaşmadı.
İsrail'in Ankara'dan öğreneceği çok şey var" çağrısı yaptı.

Çok ilginç bir analiz vardı Batı basınında.
"Ukrayna'ya İHA satan, Rusya'dan petrol ve doğal gaz alan bir adam var.
Aynı zamanda NATO üyesi ve Putin'in dostu. Aynı zamanda İsveç'in NATO üyeliğini aylarca engelleyerek F-16 için ABD ile pazarlık yaptı. Onun adı Erdoğan. 2026'de en yetenekli jeopolitik stratejist olabilir.
Boğazları kontrol ediyor, izni olmadan hiçbir askeri güç Karadeniz'e çıkamaz.
Erdoğan gücü bir kaldıraç olarak kullanıyor. Önce engelliyor sonra müzakere ediyor.
Batı Erdoğan'a kızgın ama onsuz yapamaz. Rusya Erdoğan'dan çekiniyor ama o da onsuz yapamaz. İşte Erdoğan'ın dehası bu.
O Batı'nın müttefiki değil, Rusya'nın da değil, Türkiye'nin müttefiki." İsrailli Prof Stefan'ın, "Bizimkilerin Ankara'dan öğreneceği çok şey var" sözleri boşuna değil. Bölgede kaos çıkaranların tamamı kaybediyor, kazanan hep Türkiye oluyor.

Habere git