Dünya Kupası’nda heyecan son sürat devam ederken, turnuvaya erken veda eden ülkelerde taşlar yerinden oynamaya başladı. Hayal kırıklığı yaşatan teknik direktörler birer birer ya istifa ediyor ya da gönderiliyor.
Çekya’da Miroslav Koubek, Hollanda’da Ronald Koeman, Güney Kore’de Myung-bo Hong, İskoçya’da Steve Clarke, Uruguay’da Marcelo Bielsa ve Tunus’ta Sabri Lamouchi… Hepsi farklı hikayelerle ama benzer bir hayal kırıklığıyla turnuvadan ayrılırken Almanya’da da Nagelsmann’ın gönderilmesine kesin gözüyle bakılıyor.
Ortak nokta şu: Başarısızlık ya kabul ediliyor ya da en azından tartışmaya açılıyor. Federasyonlar, teknik adamlar ve kamuoyu; “ne yanlış yaptık?” sorusunun peşine düşmüş durumda.
Ama bir istisna var gibi görünüyor.
Türkiye cephesinde ise bırakın istifayı sonucu normalleştiren bir ton hakim oldu. Montella açıklamalarında başımız dik derken TFF Başkanı da sonucu kabullenmiş fakat hala Montella’ya destek açıklamalarında bulunuyor.
Elbette mesele yalnızca bir teknik direktörün istifası değil. İstifa etmek her zaman çözüm de değildir. Ama futbolda değişmeyen bir gerçek var: Sonuçlar konuşur. Ve sonuçlar kötü geldiğinde, bunun muhasebesi yapılmadan “devam ediyoruz” demek, çoğu zaman yeni hatalara zemin hazırlar.
Diğer ülkeler en azından hatalarını masaya yatırıyor. Eleştiriyor, sorguluyor, gerekiyorsa yolları ayırıyor. Bu, her zaman doğru karar anlamına gelmez ama en azından bir yüzleşmedir.
Türkiye’de ise asıl eksik olan şey belki de bu yüzleşme. Ayrılıklar her zaman kötü değildir. Bazen bir döngüyü kırmak, daha büyük bir çöküşün önüne geçer. Umarım bu kez “geç kalınan” bir hikâyeye dönüşmez.

1 saat önce
39










English (US) ·