Labirentin içinde hepimiz eşitiz

6 saat önce 45

Meltem FIRATLI/meltem.firatli@hurriyet.com.tr

Oluşturulma Tarihi: Haziran 06, 2026 07:00

Çağdaş sanatçı Sergen Şehitoğlu’nun yeni sergisi ‘Çatallanan Yollar’ Sanatorium’da açıldı. Şehitoğlu’yla hem 18 Temmuz’a kadar görülebilecek üç yapıttan oluşan sergisini hem de görende sanat eseri hissi uyandıran vitrin tasarımlarını konuştuk.

Sanatorium’un Tophane’deki binasından içeri girdiğimizde tavana asılmış metal labirent heykeli karşılıyor bizi. Çağdaş sanatçı Sergen Şehitoğlu’nun ilgi alanı matematik ve labirent heykeli de matematiksel olarak tasarladığı bir yapı. İçinde durmadan devam ettiğiniz, sonsuz döngüleri, çıkmaz yolları olan bir matris. Yaşadığımız dünyanın labirent hali...

Yıldız Teknik Üniversitesi’nde makine mühendisliği eğitiminin ardından Marmara Üniversitesi’nin fotoğraf bölümünde yüksek lisans yapan Şehitoğlu, eserleri Berlin’den Londra’ya farklı şehirlerin müze ve galerilerinde sergilenen bir sanatçı. Adını Jorge Luis Borges’in ‘Yolları Çatallanan Bahçe’ adlı hikâyesinden alan yeni sergisinde metal yerleştirmenin yanında büyük ölçekli fotoğraf baskıları ve tek kanallı video çalışması da var. Çalışmalarına vitrin tasarımı alanında da devam eden Şehitoğlu’yla eserlerinin sergilendiği Sanatorium’un Tophane’deki galerisinde bir araya geldik.

Labirentin içinde hepimiz eşitiz

Yarattığınız labirentin bir girişi ve çıkışı var mı? Ya da kestirme yolları...

Girişi ve çıkışı yok. Kestirme yol da yok, çünkü zaten bir amacı yok. Sadece içinde devam eden bir süreç. Benim için zorlayıcı olan da buydu; sonsuz devam etmeler koydum içine... Hiç durmadan ilerlediğiniz ama hiç çıkamadan ömrünüzü geçirdiğiniz bir yapı. Ama bunu hiç depresif bir yerden görmüyorum.

Labirentin içinde herkes eşit mi?

Evet, ben böyle olduğuna inanıyorum. Bazen başarı ya da başarısızlık gibi şeylere çok odaklanıyormuşuz gibi geliyor. Vücudumuza nasıl davranacağımıza, ne kadar uyuyacağımıza, hangi besini alacağımıza da bir başarı gibi bakıyoruz. Bunlar hiç durmadan bize pompalanıyor. Sanki hepsi bir oyun ve oyunu kazanmak zorundaymışız gibi. Oysa zaman akıyor.

Labirentin içinde hepimiz eşitiz

Yaratıcılığınızı kullandığınız bir alan daha var: Vitrin tasarımı. Sanki orada
bambaşka ve rengârenk bir dünya var...?

İki ayrı kimlik gibi oldular. Ben sanat üretimimde öyle çok renklerle, eğrisel formlarla insanların karşısına çıkmıyorum. Çünkü daha nedensel bir yerden sanat üretiyorum. Sergide gördüğünüz her şeyin benim kafamda nedensel bir karşılığı var. Burada bana sorup cevabını alamayacağınız hiçbir şey yok. İşte rengin olmama sebebi de bu. Çünkü o renge bir karşılık veremiyorsam kullanamıyorum. Tutarlı bir yapı oluşturmaya çalışıyorum. Fakat tasarım alanı benim için çok özgür. Yani orada istediğim şeyi tamamen estetik sebeplerle, gözüme hoş geldiği için yapabiliyorum. 

Mekân da tasarlıyorsunuz, değil mi?

Festival alanı tasarımlarım var. Tersane İstanbul’un Bahar Edition etkinliğinde yürüme yollarından kiosk’lara tüm alanı tasarladım. Manifest grubunun Manifest adlı festivalinde insanların oturacağı yerlerden dans edeceği yerlere 2-3 dönümlük alanı hazırladım.

Labirentin içinde hepimiz eşitiz

‘Analitik şekilde üretiyorum’

Sanatta olduğu kadar tasarımda da özgür müsünüz?

Tasarımda ortada çok net brief’ler (açıklamalar) var. Bir marka var, fayda esası var, geçicilik var, dönemin getirdikleri var. Ben bu faktörlerin bilinciyle çok analitik bir şekilde o tasarımları üretiyorum. Sanat alanı öyle değil. Ufak bir çerçevenin rengi, fotoğrafın boyutu, basılacağı kâğıt... Hiçbiri için dışarıdan fikir almıyorum. Dolayısıyla çok net bir ayrım var.

Tasarımlarınız bir sanat eserine bakıyor hissi de uyandırıyor...

Orası oyun bahçesi gibi. Orada kızlarımın (5 ve 12 yaşında iki kızı var) da beğeneceği şeyler göstermek istiyorum. Bana diyorlar ki “Baba, çok iyi sanat yapmışsın.” Önünde fotoğraf çektiriyorlar. Çok keyif alıyorum.

Peki, nasıl başladınız?

6 yıl kadar önce Hermès markasından teklif geldi. Eşim (Tuba Şehitoğlu) mimar. Mekân kurgulamaya ev içi ortamdan dolayı aşinayım. Onlar böyle bir teklifle geldiler. İlk olarak bir yaz vitrini yaptık. Çok beğenildi. “Eylülde de yapar mısın” dediler. Sonra aralık ayında da yaptım. O ilerlerken başka markalar geldi. Ben de bu işi çok sevdiğime karar verdim.

Habere git