O sözler salonu ayağa kaldırdı: İşte, Ekrem İmamoğlu'nun konuşmanın tamamı

2 saat önce 31

Toplam 402 sanığın yargılandığı, 106’sının tutuklu bulunduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davası ikinci gününde sürüyor.

Duruşmada, CHP’nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu söz aldı.

İŞTE İMAMOĞLU’NUN DURUŞMADA YAPTIĞI KONUŞMANIN TAM METNİ:

Mahkeme Başkanı: Ne amaçla söz hakkı talep ettiniz?

Ekrem İmamoğlu: Şimdi sayın Hâkim, takdir edersiniz ki az önce özeti dahi dinlediğinizde, sanıyorum her satırda ismimin geçtiği bir özeti aktardınız. Ve bu aktardığınız özetle beraber, burada Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli siyasi davalarından birisi başlatılıyor. Elbette bir usule karar vereceksiniz ve kararı uygulayacaksınız. Savunma sıralaması vesaire… İşte az önce ifade ettiğiniz gibi bir listeden bahsettiniz. Dün bir bölümü yayınlandı. Sonra o kargaşada ekrandan kaldırıldı ve sonra avukatlar, bunu bir şekilde temin etti. Ben de bunu dün akşam gördüm. Bu sizin kararınız. Ama kararınızı vermeden önce de dinlemeniz gerektiğini düşünüyorum. Bunu yapmadınız. Takdiriniz. Ama burada ‘sizi dinlemiyorum’ ya da ‘size söz hakkı vermiyorum’ demenizin hem yüce Türk yargısına… Ben avukat değilim, hukukçu değilim. Ama elinizde bulunan Ceza Muhakemesi Kanunlarına uygun olmadığını düşünüyorum. Şunu bilirim: Türk yargısı, adalet mülkün temeliyse, devletin temeliyse, sizin oradaki bakışınızla buradaki hiç kimse suçlu değil. Bir iddia makamı var… Bana göre yok hükmündedir. Bana göre tümüyle kusurludur. Bana göre tümüyle şaibelidir. Bana göre tümüyle suçludur. Bunlar gün gelince yargılanacak, bunlar konuşulacak.

Ama bütün bu süreçte, siz, iddia makamıyla, buradaki her arkadaşım adına bağımsız, ortada duran, adil davranan ve nihayetinde bir karar vermekle yükümlü olan bir görevi yapıyorsunuz. Kutsal bir görev. O bakımdan şu anda burada bahsi geçen mesele, bir siyasi davadır. 16 milyon İstanbullunun Belediye Başkanı burada. Şu an karşınızda, huzurunuzda. 15,5 milyon insanın oy kullanarak, Türkiye'nin birinci partisinin cumhurbaşkanı adayı olarak tariflediği bir kişi, 25,1 milyon insanın imza verdiği bir insan ve böyle bir kamuoyunda yüzde 70’e yakın, toplumun bu davanın bir siyasi dava olduğuna dair takdirinin olduğu bir yerde, ‘ben sizin önerinizi dinlemiyorum’ demek, baştan bu mahkemeye meşruiyet sorunu yaratır. Güven sorunu yaratır. Sonuçta sizin orada vereceğiniz karara kim karışabilir? Karar vereceksiniz. Diyeceksiniz ki, ben böyle karar verdim, böyle bir listeyle yapacağım. Elbette herkes buna riayet gösterecek ya da bir şekilde buradaki düzen işleyecek; itirazlarımıza rağmen. Ama ‘Ekrem İmamoğlu'nu dinlemiyorum. Bu önerisini duymak istemiyorum’ demeniz, size sorun yaratır. Benim burada 10-15 dakikalık talebimin, niçin farklı bir şekilde tasarım haline dökülmesi gerektiğine dair aktarımının dinlenmesi, sizi rahatlatır, heyetinizi rahatlatır. O bakımdan uygun görürseniz; ben niçin böyle olmaması gerektiğini, hangi koşullarla buraya geldiğimizi kısaca size aktarmak istiyorum. Avukatımın…

Mahkeme Başkanı: O zaman şöyle yapalım. O koşullara girmeyelim de talebinizi biz alalım…

Ekrem İmamoğlu: Sayın Hâkimim, o koşullara girmeden talep olur mu? Burada benim avukatlarımın size ‘bir seslensin’ demekteki kastı budur. Yoksa ben burada caminin içinde miting yapanlar gibi miting yapacak halim yok. Ben dertliyim. Ben 3000 yılla yargılanıyorum Sayın Hâkim. 3000 yıl!

Mahkeme Başkanı: Savunma hakkınızı vereceğiz zaten Ekrem Bey.

Ekrem İmamoğlu: Sayın Hâkim, lütfettiniz! Çok teşekkür ederim savunma hakkımı verdiğiniz için. Yani onu da vermeseydiniz, başka ne olurdu acaba?

Mahkeme Başkanı: Başka hangi yönlerden kısıtlama var?

Ekrem İmamoğlu: Anlatıyorum işte. Ben diyorum ki; kısıtlamayı anlatayım, talebimi anlatayım, takdir sizin. 15 dakika! Müsaade ederseniz… Sayın Hâkim, burada başından beri konuşulan, bütün anlatılan, az önce üyenin okuduğu iddianamenin özetinin bile sonundaki tek kelime ne biliyor musunuz? Eeee! Bakın inanın ‘eee’! Niye?

Mahkeme Başkanı: Buralara savunmanızı yaparken girersiniz…

Ekrem İmamoğlu: Sayın Hâkim, bir müsaade edin... Bakın olmaz böyle ama. Müsaade edin bir cümleyle nasıl savunma anladınız. Tabii ki savunacağım. Her cümlemle kendimi savunacağım. Yani yapmayın. Bakın böyle dinlerseniz, 10 dakika, 15 dakika bu iş biter; yine takdirinizi uygularsınız. Yapmayın lütfen. Onun için niye öyle denir biliyor musunuz? Çünkü iddianamenin başından itibaren ortaya konan net bir tavır var. O da nedir biliyor musunuz? Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü'nü ele geçirmek, İstanbul'u ele geçirmek, Türkiye'yi ele geçirmek, Cumhuriyet Halk Partisi'ni ele geçirmek, Cumhuriyet Halk Partisi'ni ele geçirdikten sonra her şeyi yönetmek… Yani vesaire vesaire… Yani meselenin özü, siyasidir. ‘Ahtapotun kolları’ diyerek, burada bu işin başında bulunan başsavcı görünümlü siyasetçinin Ankara'ya ahtapotun kolları üzerinden nasıl selam çaktığı ortadadır. Görevi aldıktan sonra siyasi kimlikle bu işi yürüttüğü ortadadır. Onun için bu, bir siyasi davadır.

Siyasi dava, bugün başlamamıştır. Bakın; 2019 yılında, seçim iptal edildiği gün ya da iptal edilmeden bir süre önce, bu ülkenin Cumhurbaşkanı, milletin oyuyla seçilmiş, milletin iradesiyle seçilmiş Cumhurbaşkanı, ’13-14 bin oyla kimse seçimi kazanacağını zannetmesin’ demiştir. Bakın, bir oyla bile seçim kazanılır. ’13-14 bin oyla kimse seçim kazanacağını zannetmesin’ demiştir. Seçimi iptal etmiştir. Seçimi iptal eden anlayıştan 2024’te… Bakın; o seçim iptalinden önce, ben, 13 bin 600 oyla, milletin takdiriyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildim. Sonra bu, 806 bin oy oldu. Sonra 1 milyon 100 bin oya ulaştı. 2024’te bu anlayış fikir değiştirdi. ‘Seçim iptal etmekle olmuyor, o zaman tutuklayarak olsun’ demiş! ‘Bir operasyon yaparak bunu başarabiliriz’ demiş, bir karar vermiş. Siyasi bir karardır. O siyasi kararla, siyasi bir görevden, bakan yardımcısı olan bir görevden, o siyasetçi, yani başsavcı görünümlü siyasetçi İstanbul'a gelmiş, vazifesini tamamlamış, ta 2024’ün seçiminden 2-3 ay sonra belirlenen bu operasyon, bizim duyumlarımız temmuz-ağustosta başlayan bu operasyon ve o dönemden ‘Bu işte başarılı olursa bakan olursun’ denen kişi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne bakan olmuştur. Dolayısıyla bu iş, başından beri siyasidir.

Siyasi bir davada ve bu kadar çelişkili, hiçbir iddianın altında bir delilin, bir sürecin oluşmadığı bir ortamda, siz, ‘Ben burada sadece eylem eylem ya da kişi kişi, şu alfabetik sırayla bunu dinleyeceğim’ derseniz, gerçekten yanlış yönetmiş olursunuz. Bakın bu benim önerim. Sizin takdiriniz tabii ki. Sizin bileceğiniz şey. Bedelini siz ödersiniz, ben değil. Ama ben, kendi düşüncemi size aktarmakla yükümlüyüm. Uygulamalar o kadar zor ve sıkıntılı ki Sayın Hâkim; 'Televizyonda naklen yayınlansın' dediğimizde, devletin en başındakinden İstanbul’daki o başsavcı görünümlü siyasetçiye kadar herkes, 'Tabii ki yayınlayalım' demişti. Ancak geldiğimiz noktada; etrafların jammerlarla örüldüğü, milletin buraya girerken bile büyük sıkıntı yaşadığı, jandarma kardeşlerimizin arasında insanların sıkıştırılarak oturtulduğu bir duruma gelindi. Bu olmaz; bu gerginlikle bu süreç yönetilemez. Adil bir yargılama benim hakkımdır. Buradaki her kadın yol arkadaşımın o güzel ellerinden öpüyorum. Buradaki her arkadaşımın nasıl bir zulümle, nasıl bir sıkıntıyla buraya geldiğinin sizin tarafınızdan bilinmesi lazım.

Bakın, nasıl bir sıkıntı biliyor musunuz? Kalp pili bulunan arkadaşımızı dün görünce, 'Kolun niye askıda?' diye sordum. 'Kalp pilim var, sıkıntım var' dedi. Yazışmalar dediniz vesaire... Sayın Hâkim, itina göstermelisiniz. Büyük bir sıkıntıyla, bir yıldır burada neden olduğunu bilmeyen onlarca arkadaşımız var. Onlarca arkadaşımız... Ama siz dosyanızda; '8,5 milyon dolar verdim, beni dışarı bırakacaklar, adliyeyle de iş birliği vardı' diye suç duyurusunda bulunan kişiyle ya da şirketlerinin başına geçersiniz diye karar verdiğiniz başka iş adamlarıyla ilgili işlem yaparken, kalp pili olan bir arkadaşımla ilgili karar vermediniz. Burada onlarca arkadaşım var; birçoğunun 'Ben burada niye duruyorum?' diye hayıflandığı bir ortamdayız. Bir kişiyi bile tahliye etmediniz. Yani millet, evlatlarıyla test ediliyor, çocuklarıyla test ediliyor. Bunları yapmadınız. Bunlar bizi zora düşüren, adil yargılama hissimizi bertaraf eden durumlardır. Seçilmiş birkaç iş adamının yurt dışına çıkış yasağı iptal ediliyor, yasakları kaldırılıyor; ama burada çocuğuyla test edilen insanlarla ilgili işlem yapılmıyor. Biz nasıl inanacağız, nasıl güveneceğiz?

Şimdi bu kadar örnek varken; hastalar var, ameliyat olanlar var. Şu anda dizini bükemeyip yürüyemeyen, daha dün ameliyathaneden çıkmış insan var. Bu insan evine gitsin; en azından evinde tutulmasının ne sakıncası var? Kimin kimi neyle test ediyorsunuz? Bu olmaz. Onun için tekrar ifade edeyim: Buradaki sistemin, o 'iddia makamı' denen ve yok hükmündeki o iddiaları yazan, iftiranamenin altına imza atan kişilerin bağlı olduğu sistem 'kişi kendinden bilir işi' misali hareket etmiştir. Kendileri ne yaptıysa, onu tarif etmişler. Onlar da bakmış, ona göre sözüm ona bir iddianame yazmışlar; ama bunun adı iftiranamedir. Bu iftiraname üzerinden, o 15-20 yıllık belediyecilik döneminde ne yapmışlarsa, hepsini Ekrem İmamoğlu’na mal etmişler. Bakmışlar bir şey yok... Evet, bir şey yok ama buna rağmen bunu yapmışlar. Ve o iftiraname üzerinden, baskı altında bir sistemle karşı karşıyayız.

Bakın, ben güven duymak istiyorum. Onun için size dün konuşma talebimi ilettim. Amacım kürsüyü işgal etmek değil. Ben burada sekiz-dokuz tane duruşmaya geldim. Her duruşmada yerimden kalktım, buraya gelip söz hakkı istedim. Siz 'buyurun' dediniz veya 'biraz sonra' dediniz, ben de geçip oturdum. Benden önce söz hakkı olduğunu gördüm, burada kırmızı yanıyordu ve başladım. Ancak siz 'size söz hakkı vermiyorum' dediniz. Ben, oradan buraya gelip konuşmanın meraklısı değilim. Dolayısıyla biz nezaketli insanlarız Sayın Hâkim. Ben, bu ülkenin birinci partisinin cumhurbaşkanı adayıyım. Ben, Türkiye’nin ilk seçimde iktidarı olacak partinin cumhurbaşkanı adayıyım. (Alkışlar ve Mahkeme Başkanı’nın uyarısı…) Onun için bu uyarınız... Bakın, beni zor durumda bırakıyorsunuz, lütfen yapmayın. Bir cumhurbaşkanı adayı burada konuşmazsa… Dünya sizi izliyor, bizi izliyor. Bu olmaz. Ben burada kürsüyü işgal etmiyorum; siz bana on dakika, on beş dakika, yirmi dakika söz hakkı vermekle hiçbir şey kaybetmezsiniz. Kararı verecek olan zaten sizsiniz ve o karar zaten ömür boyu sizinle gelecek. İstediğiniz yere gidin, o karar sizinle gelecek; geçmişte olduğu gibi. Onun için takdir sizindir; kimse o takdir hakkını sizden alamaz, ben de alamam, kimse alamaz. O manada lütfen, burada bu yargılama sürecini bir düzene koyunuz.

'Efendim, en son sizi dinleyeceğim' diyorsunuz. Ya bu davanın her sayfası Ekrem İmamoğlu... Ben en son da konuşurum, ilk başta da konuşurum. Bakınız; oradaki şeffaflık dahi önemlidir. Yani burada kıymetli avukatlar var, çok deneyimli insanlar var. Türkiye Barolar Birliği Başkanı var, İstanbul Barosu Başkanı var, başka baro başkanları var. Sizin meslektaşlarınız olan bu insanlar, kapınızı çalarak bilgi almaya gayret ettiler. Ben her defasında sordum; ortada tek bir bilgi yok. Siz ise 'Gidin bunun fotoğrafını çekin ve oradan faydalanın' diyorsunuz. Ama bir gün önce; Türkiye’nin en kirli, en alçak, en haysiyetsiz, bu milletin vergileriyle haber yapan TRT’den sonra gelen Turkuaz grubu ve Yeni Şafak gibi ahlaksız grupların sayfalarında bu bilgiler yayınlanıyor. Benim ailemle ilgili ve buradaki her arkadaşımın ailesiyle, eşiyle, çocuklarıyla ilgili Mart ayından bu yana yapılan sayfa sayfa ahlaksız haberleri görün. Bakın, sizin de anneniz var, babanız var; Allah sıhhat versin. Evlatlarınız var, çoluğunuz çocuğunuz var. Sayfa sayfa, satır satır, sütun sütun her arkadaşımın adına kirli haberleri yapan o alçak kurumların, o ahlak dışı kurumların sayfalarında bunlar yayınlanınca, buna cevap vermekle yükümlü kalırsınız. Cevap vermezseniz, o yük üstünüze biner ve gerçekten size zarar verir.

Ama sizden daha çok nereye zarar verir biliyor musunuz? 'Adalet mülkün temelidir' kavramına zarar verir. O bakımdan sizin; Ekrem İmamoğlu’nu ilk dinlemeyi, son dinlemeyi bırakın, arada bile dinlemeniz gerekir. Arada bile ben bir konuda size bir şey söylesem; sizi ikna mı edeceğim? Siz yine en son kararı vereceksiniz. Tabii ki iddianamedeki safsataları da okuyacaksınız. Bana göre bunlar safsatadır. Onlar bu işe 'Ekrem İmamoğlu suç örgütü' diye başladılar, sonra reklama tabi oldu diye bir anda 'İmamoğlu suç örgütü' oldu. Düşünsenize; o başsavcı görünümlü siyasetçi kalktı, buna 'asrın yolsuzluğu' dedi. İddianameye bakın; biz buraya nasıl zorluklarla geliyoruz. Hâkim Bey, bizi dinlemezseniz olmaz, kurban olayım bakın olmaz. Bizi dinlemelisiniz. Bakın ne zorluklardan geliyoruz. Bize 'asrın yolsuzluğu' dedi. Böyle bir arsızlık olur mu? Böyle bir asrın arsızlığı, böyle bir asrın aymazlığı olur mu?

Mahkeme Başkanı: Bunu kayda alalım.

Bu ülkenin, bu milletin... Yahu şu mahkeme nedir biliyor musunuz? Bir kişinin kendini en çok güvende hissedeceği yerdir. Burada ben ne bir tek jandarma kardeşimin üzerine vücudum değsin isterim, ne burayı yöneten komutana karşı sesim yükselsin isterim. Ben, Jandarma Alay Komutanlığı’nın yanında, köyde onlarla; onların peşinden terleyerek, koşarak, idman yaparak büyüdüm. Çocukluğumda köyümde bulunan jandarma alay komutanlığında bölükler koşarken, onların arkasında beş-altı yaşında koşarak büyüdüm ben. Askerin kıymetini bilirim, bu bayrağın kıymetini bilirim; bana kimse bunu öğretemez. Onun için bizi niye böyle karşı karşıya getiriyorsunuz? Biz ne yapacağız yahu? Burada belediye başkanları var, burada hayatını devlete vermiş kamu görevlileri ve insanlar var. Hâkim Bey lütfen, bakın lütfen... Ben şu an savunma yapmıyorum, ben sizi telkin etmeye çalışıyorum. Niye biliyor musunuz? Bundan sonraki süreç için Sayın Hâkim. Sabır gösterin. İddia makamının talebine göre, bizi 12 yıl yargılayacaksınız. '12 yıl' diyorlar! 12 yıl olması gerektiğinde dahi, yeter ki ben savunma yapabileyim. Merak etmeyin, bitiriyorum, bitiriyorum…

Dün bu kargaşa yaşandı. Sabah asker arkadaşlar... Ne yapmanız gerekir biliyor musunuz? Ara verdikten sonra, lütfen istirham ediyorum. Bırakın bu arkadaşlarımızı. Görevlerini başka bir yerde yapsın. Bırakın biz burada saygın bir biçimde sizinle bu süreci yönetelim. Askerimizin burada bu duruma düşürülmesini benim yüreğim kabul etmiyor. Ben, Cumhuriyet Halk Partisi ilçe başkanıyken, en az 20 tane duruşmalara geldim. FETÖ'cülerin duruşmalarına geldim. Şuralarda avukatların arasında… Başka mahkemeydi. Şuralarda başka avukatların arasında katıldım. Burada paşalar, hayran olduğum paşalar, yürüdüler geldiler, eğildiler, konuştular... Hatta orada daha yakındı. El ele tutuştuk. Ben bile el ele tutuştum yani. Konuştular, fikir aldılar. Siz diyorsunuz ki; görüşemezsiniz, konuşamazsınız. Sarıldılar, konuştular. Tespihini elinde sallayan farklı tipler de vardı. Paşalar vardı. Şimdi yapmayın.

Biz hangi yıldayız? 2026 yılındayız. Cumhuriyetin 100. yılındayız. Bakın etrafımız ateş çemberinde. Yanıyoruz. Etrafımız ateş topu. Yani savaş tepemizden dönüyor. Ramazan ayındayız. Mübarek Ramazan ayımız mübarek olsun. Ramazan ayındayız. İslam aleminin semalarında füzeler gidiyor, geliyor. Nereye gittiği belli değil. Bir ejderha var, ağzından ateş topları çıkıyor dünyanın her yerine. ‘Ben dünyayı savuracağım’ diyor. Dünya liderliği yapacak sözüm ona. Ateş topu çıkıyor, kuyruğu da sallanıyor böyle. Bir bakıyorsun Güney Amerika'da, bir bakıyorsun kuzeyde, bir bakıyorsun güneyde. Şimdi Orta Doğu'da. Biz de onun kuyruğuna tutunan liderlikle Türkiye'yi savunacağız. Olmaz… Olmaz… Türkiye'nin tek liderlik anlayışı vardır: O da yurtta sulh cihanda sulh. O sulh nedir biliyor musunuz? İşte mahkemede de sulhtur. Mahkemede de barıştır. İçeride muhalefetle diyaloğunuzda da barıştır. Maskeyle olmaz bu işler. Yani o barış nasıl sağlanır biliyor musunuz? Adil, eşit, özgür bir biçimde mücadeleyle sağlanır.

Bu suçların hepsinden geçen bir cumhurbaşkanı var. Sayın Erdoğan. Değil mi ki irtikaptan, rüşvetten, yolsuzluktan, terörden... 90'lı yıllarda yargılandı. 1 gün tutuklanmadı, 1 gün. 1 gün gözaltına alınmadı. Ekrem İmamoğlu'nu 1 yıldır hapiste tutuyorsunuz. 12 metrekarede ben tecrit altındayım biliyor musunuz Hâkim Bey? Tecrit altındayım. 1 yıldır 12 metrekarede tecrit altındayım. Arkadaşlarımla 1 yıl üzerine ilk defa burada sarıldım, kucakladım. 1 yıl! Bu kime yapılmış bu ülkede? Müteahhitlik meraklısı başsavcı görünümlü siyasetçi… Neymiş.? Adliye binası yapıyormuş yan tarafta, bir milyar liraya, bir buçuk milyara. Bitmez. Sene sonu bitmez. Müteahhitlik meraklısı. Bu nedir biliyor musunuz?

Mahkeme Başkanı: Tamamlayalım lütfen… 20 dakikadır konuşuyorsunuz.

Bakın böyle kapatırsanız burada, merakınızı anlarız; olmaz. Yassıada'yla Silivri’yi eşleştiriyorlar. Ben hakaret etmiyorum. Bakın; başsavcı görünümlü siyasetçi diyorum. Kötü bir şey mi?

Mahkeme Başkanı: Savunmanın dışına çıkıyor.

Hayır, hayır hiç ilgisi yok. Tamam bitiriyorum. Bitiriyorum. Bitiriyorum. Son cümlem... Diyor ki, ‘Niye siyasi? ‘Ekrem İmamoğlu'nun mensup olduğu siyasi parti Cumhuriyet Halk Partisi’nin ele geçirilmesi ve sonrasında gerçekleştirilecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde örgüt liderini aday göstermesi… Fon oluşturması!’ Yani 2001'de, 2002’de edilen sözlere bakıyorum aynısı. Bu, bin 100 odalı sarayda mı yazıldı? Yoksa adliyede mi yazıldı? Emin değilim. Bakın; aynı şekilde sanki muhalefete iktidar, benim canım Genel Başkanım Sayın Özgür Özel'e ‘şahıs’ diye hitap ediyor. Ha bu arada şahıs kötü bir şey değildir. Şahıs iyi bir şeydir. Yeter ki şahıs ol. Yeter ki birey ol. Şahıs olmak, birey olmak, asil bir şeydir. Birey, benim için nedir? Fikri hür, vicdanı hür olmaktır. Birey olmak asil bir şeydir. Ama siz emir kuluysanız, kula kulluk ediyorsanız; Allah ondan korusun bu memleketi. Bu memleketin yargısını da.

Bu minvalde, burada 107 arkadaşım savunma yapacak. Ben, burada savunma sırasının dahi tutarsız olduğunu düşünüyorum. Takdir sizindir ama tutarsız olduğunu düşünüyorum. Hiçbir mantığının olmadığını düşünüyorum. Bu sürecin bir bütüncül olarak, Ekrem İmamoğlu adına hem başlangıçta hem sonrasında, kaldı ki karar vereceğiniz esnada dahil olmak üzere çoklu söz hakkı olduğunu düşünüyorum. Çünkü burada hem sizin konuyu idrak edebilmeniz adına, meseleye daha bütüncül ve çerçevesi geniş bakabilmeniz adına arkadaşlarımın vereceği savunmalardan sonra ya da tutuksuz arkadaşların vereceği savunmalardan sonra ya da iftiracı olan insanların burada yapacakları savunmalardan sonra ya da ifadelerinden sonra, aralarda, tabii ki eylemlerde başka diyaloglar olacaktır vesaire ama bak Ekrem İmamoğlu'nun yorumuna ihtiyaç duyulacağını düşünüyorum. Benim avukatlarım tek tek, tane tane her işlemi önünüze koyacak hiç kuşkum yok. Buradaki her arkadaşım öyle bir savunma yapacak ki, o rezil rüsva, çöp niteliğindeki iftiranamenin sayfasının değeri kalmayacak. Bu kadar net. Hiçbir şüphe duymuyorum.

Ama Ekrem İmamoğlu'nun bu tarihi yargılamada, bunun bir yargılama olması için çoklu konuşmaya ihtiyacı vardır. Arada da konuşma talep edebilir. Bunu değerlendirmeniz gerekir. Avukatlarımla bir diyalog köprüsünün sizin için iyi olacağını düşünüyorum. Bakın, tekrar ediyorum, şaka yapmıyorum Sayın Hâkim. Sağınızdaki üyenin… Bu iddia da değil, bakın iddia da değil, açın, dünkü görüşmelerin son 1-2 saatini izleyin. Takdirinizdedir bu. Burayla nasıl şakalaştığını, nasıl işaretleştiğini ben 2 kez gördüm. Hatta önce bakın Sayın Hâkim. Bunu niye söylüyorum? Ben arkadaşlarımı zan altında bırakmak istemem.

Mahkeme Başkanı: Buradan nereye varacaksınız?

Şuraya varacağım: Bunu düzeltmekle yükümlüsünüz. Benim avukatlarımla sağlıklı köprü kurarak, diğer avukatlarla da sağlıklı bir köprü zemini oluşturarak lütfen istişare ediniz. Bunu böyle basit mi görüyorsunuz?

Mahkeme Başkanı: Bunda ne var?

Hayır bunu böyle basit mi görüyorsunuz? Bakın, el kol hareketiyle, bana sözüm ona laf yetiştirmeye çalışan arkadaşı ben muhatap almam. Bunlar, genç arkadaşlar. Bunların daha ders alacağı çok şey var. Ama bu şekilde yaparsanız olmaz. Burada sizin onlara vereceğiniz düstur, prensipler, yüce Türk yargısıyla tarihe geçecek. Yani şöyle ifade edeyim: Yassıada'da da ‘senli benli’ konuşmalarla başladı mesele. Burada da böyle başlarsa olmaz. Bakın ben bugünkü tutumunuza teşekkür ediyorum. Bana burada fırsat verdiniz. Benim de bir yanlışım olduysa, kusurum affola. Bakın bu kadar net. Özür dilemek kadar asil bir şey yoktur. Olur ya sesim size yanlış gelmiştir. Canınızı sıkmıştır. Kalbinizi kırmıştır. Sizin üzerinize almışsınızdır meseleyi. Affola. Hiç sorun yok. Ama bir yanlış yaptıysak geri dönelim. Arkadaşımızda geri dönsün. Konumu gereği bunu yapmaması gerekir. Ama meseleyi şöyle algılayın Sayın Hâkim: Diyalog olmadan, bu süreç yönetilemez.

Ben burada günlerce savunma yapacağım. Ama bugün son sözüm şudur: Lütfen ama lütfen… Bakın mübarek Ramazan ayındayız. Benim Ramazan ayında iftara giderken seçimim iptal edildi. Hem de bu milletin iradesiyle seçilmiş Cumhurbaşkanı tarafından. Bizzat kendi ağzıyla. Aynı şekilde Ramazan ayında diplomam iptal edildi İftar sofrasına giderken. Ramazan ayında daha gün doğmadan, sahur sofrasında evim basıldı. Bakın; evim basıldı, evim! Ve yine Ramazan ayında burada duruşma yapıyoruz. Bu cennet vatanda birbirine vicdanla, ahlakla, erdemle bakan insanların Ramazan ayında yaşatılana ve yaşanana bak. Neyle ilgili? Koltuk hırsıyla ilgili. Lütfen ama lütfen… Bakın Ramazan ayındayız, bayram geliyor. Bu arkadaşlarımı evlerine yollayın. Bu sistemin derdi benimle. Ben burada sizinle bu süreci yönetmeye hazırım. Savunmamı yapmaya hazırım. Bu insanları tutuksuz yargılayın. Bu insanlar tutuksuz yargılansın. Anneler, çocuklarıyla buluşsun. Çocuklar, evlerine gitsin. İnsanlar, hasta. Gitsin, tedavilerini yaptırsın, duruşmalara gelsin. Benimle bu şekilde bir süreç yönetin. Bu yaptığınız liste yanlıştır, uygulama yanlıştır. Çoklu söz alma hakkımı sizin takdirinize sunuyorum. Bütün arkadaşlarıma Allah sağlık versin. Bu milleti, bu memleketi kula kulluk edenlerden ve emir kulu olanlardan Allah korusun. Özgür iradesi olan insanların, bu millete ve bu memlekete hizmet edeceği günler yakındır. Saygıyla selamlıyorum.

www.sozcu.com.tr internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotoğrafların her türlü telif hakkı Mega Ajans ve Rek. Tic. A.Ş'ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.

Habere git