Okullarda veliye sınır tartışması

11 saat önce 39

PROF. Dr. Emrah Safa Gürkan, sosyal medyada hem çok sayıda destek hem de aynı oranda eleştiri alan yazısında şu satırlara yer verdi: 

 “Çocuğumun veli toplantısında yanımdaki kadına ‘Ben üniversite hocasıyım ama öğretmenin işinden anlamam’ dedim. Kadın bana dönüp ‘Ben anlarım’ dedi. Nereden geliyor bu özgüven size? Sen okula verdiğin an çocuk artık senin değil. Bunu kabullenemiyorsanız kabile gibi yaşayabilirsiniz, Afrika’da var öyle yerler git orada yaşa. Ailenin okulda hiç yeri yok. Öğretmenin antitezi velidir. Veli ile öğretmenin hiçbir şekilde birbiriyle buluşamaması lazım. Okula girmeyecek veli. Bir zahmet hocalara sınır koymaya çalışacağınıza, kendi çocuklarınıza sınır koyun. Öğretmenler gün boyu ders veriyor, kötü şartlarda çalışıyor, az para alıyor. Takmışlar üç ay tatillerine. Bir de veli baskısı çekiyorlar.”

Okullarda veliye sınır tartışması

HEM DOĞRU HEM DE YANLIŞ

Gürkan, bir analiz yaptı. Özetle eskilerin ‘eti senin kemiği benim’ deyişiyle özetledikleri tam teslimiyet anlayışının okullarda yeniden geçerli olmasını öneriyor. Söylediklerinde doğrular da var, yanlışlar da. Bazılarına hak verdim, bazılarını ise eksik buldum.  38 yıldır eğitim alanında çalışan bir uzman bir gazeteci olarak önce önce şunu söyleyeyim. Eğitimde hiçbir zaman tek doğru olmaz. Şimdi gelelim sadede:  Nasıl oldu da biz “eti senin, kemiği benim” anlayışından bugüne geldik? Daha kısa bir süre önce öğretmeni sınıfta ders anlatırken videoya çekip alay eden öğrenciler görmedik mi? Çocuğuna bir laf ettiği için okul basan velilerin sayıları artmıyor mu? WhatsApp gruplarında gece yarısı sordukları abuk sorulara yanıt alamadıkları için veliler öğretmenleri CİMER’e, Milli Eğitim Bakanlığı’nın hattına şikâyet etmediler mi? Kutsal öğretmenden itibarı düşürülen öğretmenliğe gelmedik mi?  

VELİYLE İLETİŞİM KOPARILAMAZ

Adına her ne derseniz deyin ‘helikopter aile’, ‘kaplan anne’ öğretmenin, okulun veli ile işbirliği içinde olması şart. Tabii ki sınır gerekli. Hele de bu tür ‘aşırı’ ilgili ailelere şart. Anne babayla iletişim kurmadan, çocuğu anlamadan verilen ders, öğretim değil, aktarımdan ibaret kalır. Bazı okullarda süren “sınıf anneleri” uygulaması yoluyla da veli iletişimi kurulamaz. WhatsApp grupları ise çözüm için hiç doğru yer değildir. Çocukta görülen yanlışların, hataların sorumlusu da ne okul, ne öğretmendir. Tamam çocuklarımız en kıymetli varlıklarımız ama bizler aileler olarak okula ancak öğretmen ya da okul yönetimi çağırdığında gitmeliyiz. Bunun için önceden planlanlanmış veli toplantıları düzenlenir. Burada da bazen roller değişir. Öğretmen çocuğun kişisel, akademik durumunu veliye aktararak onun gelişimi ile ilgili ipuçları verir. Ancak veli, bu tür toplantıları hesap sorma ortamına dönüştürürse işte orada sorun başlar. 

Günümüzde birçok anne babaya göre çocukları “üstün”.  İstiyorlar ki evdeki prens ve prenseslere okulda da ayrıcalık yapılsın. Öğretmen bu baskıya göğüs gererse okul idaresinin kapısı çalınır, müdür masalarına “kartvizitler” konur. İşte orada zayıf bir idareci varsa öğretmenin tüm emeğini bir anda çöpe atıverir.

Okullarda veliye sınır tartışması

BİR DE BU AÇIDAN BAKMALI

Ancak, yazının başında söylediğim gibi tek bir doğru da yok. Empati yoksunu, ilgisiz, hatta çocukları küçümseyen öğretmen örnekleri de vermek mümkün. Sayıları çok az olsa da uç örnekler maalesef var. Kendini geliştirmeyen, öğrenciye rol model olma sorumluluğu ile hareket etmeyen, sınıfa hazırlıksız gelen, öğrencilerine hakaret eden, sürekli rapor alıp dersi boş bırakan öğretmenlerden söz edilmiyor mu?

Her meslekte iyi de var kötü de. Neyse ki öğretmenlik mesleğinde bu tür olumsuz örnekler çok çok az. Her öğretmen kutsal olmadığı gibi okullar da değil. Kimsenin çocuğu da öğretmenin gözünde “özel, üstün, prens, prenses” olmamalı.

Bütün bu olumsuz tablodan dersler çıkarmalı.

İŞTE ACİLEN YAPILMASI GEREKENLER

- Okul disiplin yönetmeliği yenilenmeli.

- Sınıf tekrarı, sınıfta kalma geri gelmeli.

- Zorunlu eğitim masaya yatırılmalı.        

- Öğretmen yetiştirme, pedagoji eğitimi tekrar gözden geçirilmeli.

- Liyakatlı, pedagojik formasyonu olan okul yöneticileri görevlendirilmeli.

- Zorbalık yapan öğrenci de öğretmen de okullarda asla yer almamalı. 

- Veli WhatsApp grupları da öğretmen şikâyet hatları da kaldırılmalı.

- Dijital bağımlılık sorunu yaşayan çocuklar kadar ailelere de destek verilmeli.

- Rehberlik sistemi gözden geçirilmeli.

TRAVMAYI ATLATMA ÖNERİLERİ

- Geçen hafta önce Şanlıurfa sonra da Kahramanmaraş’ta gerçekleşen okul saldırılarında ateş sadece düştüğü yeri değil hepimizin yüreğini yaktı. Toplum derinden sarsıldı. Böylesi bir ortamda tüm ebeveynlerin ve eğitimcilerin akıllarına birçok sorunun takılması çok doğal. Işık Üniversitesi Öğretim Üyesi Psikiyatrist Prof. Dr. Feryal Çam Çelikel ve Klinik Psikolog Mader Bengisu Bilgen’le konuştum. Dün okul sıralarına dönen öğrenciler, onlara rehberlik etmesi beklenen öğretmenler, yönetici ve diğer okul personeli yaşananlardan nasıl etkilendi? Aileler ve yakınları neler hissediyor? Çocukların hangi tepkileri beklenen ölçülerde hangileri daha ağır? Ve en önemlisi travma sonrası toksik etkileri azaltmak için neler yapılabilir? Psikiyatrist Prof. Dr. Çelikel ve psikolog Bilgen, bu tür travmatik izleri gidermek için ipuçları verdi:  “Amerika’da çocuk ergen ruh sağlığı ve nörobilim alanlarında klinik uzman ve araştırmacı olan Prof. Dr. Bruce D. Perry tarafından geliştirilen Neurosequential Model of Therapeutics (NMT) bize bu tür ağır olaylar karşısında beynin nasıl hareket ettiği konusunda bazı bilgiler veriyor:  Özellikle ani ve ağır streslerde beyin bu duruma duygusal olarak hızlı bir şekilde uyum gösteremiyor. Beynin stresle baş etmede başlıca iki yolu var. Bunlardan biri ‘aşırı uyarılma’ diğeri de kısaca gerçeklikten kopma olarak tanımlayabileceğimiz ‘disosiye olma’ hali. Stres oluşturan zorlayıcı deneyimler karşısında bu iki tepki birlikte hareket edebileceği beyin tek bir tepkide uzun süreli de kalabilir.

BU HAFTA BUNLAR GÖRÜLEBİLİR

Travma sonrasında stres yanıt sistemleri aşırı hassas hale gelir. Beyinde davranışları yöneten, düzenleyen alanlar devre dışı kalır, daha basit, daha ilkel sistemler aktive olur. Yani ortada gerçek bir tehlike olmasa bile beyin tehlike varmış gibi algılamaya devam eder. Saldırıyı yaşayan, tanıklık eden ya da haberdar olan bir çocuk, haftalar hatta aylar sonra koridorda bir kapı çarptığında yerinden fırlayabilir. Bu beynin tehlikeyi yeniden algıladığının işaretidir. 

Bu günlerde çocuklarda şöyle stres tepkileri görebiliriz:

SINIFTA

- Her sese irkilebilir, öfke patlamaları yaşayabilir

- Yerinde duramayabilir

- Dersi takip edemeyebilir

- Sınıf arkadaşlarıyla sürtüşebilir

- Sınıfta boş gözlerle duvara bakabilir

- Sakin ve uysal görününüşü aslında bir kapanma hali olabilir.

EVDE

-  Uykuya zor geçip kâbuslar görebilir

-  İştahsız olabilir ya da tersi aşırı yemek yiyebilir

-  İletişimi reddedebilir

- Sinirli olabileceği gibi aşırı itaatkâr ya da robotsu davranabilir

-  Baş ya da karın ağrısı gibi belirtiler gösterebilir.

NELER YAPILMALI

- Ebeveyn ve eğitimciler olarak önce siz sakin olun. Siz de ciddi bir travma yaşadınız. Bunun için kendi ihtiyaçlarınızı fark ederek yardım istemeyi ihmal etmeyin, destek alın.

- Çocuk ve gençle olay hakkında konuşmaktan kaçınmayın. Ancak istemeyen çocuğu da konuşmaya zorlamayın. Ona korkmanın doğal bir tepki olduğunu anlatın.

- Çocuk uyanmak, okula gitmek gibi rutin faaliyetlerde zorlanabilir. Sabırlı olun ve ona daha fazla zaman tanıyın.

- Günlük hayatta küçük kararları kendisi versin. Bu çocuğun beynindeki alarm düzeyini düşürür.

- Rahatlamak için hayatınıza yürümek, sallanmak, dans etmek, nefes egzersizi gibi ritmik hareketler katın.

- Ev ve sınıf içi ortamlarda olağandışı davranışlar fark ettiğinizde yardım edin.

Habere git