Şimdi... Bu prensibi çalıştırmak için önce son günlerde hangi gelişmeler yaşandığına bakalım.
1. ABD ve Avrupa’daki üslerden düzinelerce yakıt ikmal uçağı ve filolarca ek savaş uçağı gönderildi.
2. Bana göre en mühim gelişmelerden biri olan 150 kadar doktor ve sağlık görevlisinin Almanya’daki üsse intikal etmesi.
3. ABD’nin vatandaşlarına önce dünya çapında sonra da Ortadoğu özelinde uyarı yayımlaması.
4. Yabancı misyonların diplomatlarını Tahran’dan çekmeye başlaması.
5. Bölgedeki üsler, uçak gemisi filosu ve füze savunma sistemlerinin alarm seviyesine geçirilmesi.
Bununla birlikte Trump’a sık sık Beyaz Saray’da operasyon seçenekleri sunulduğunu da biliyoruz.

Peki gerçekten vuracak mı?
*
Bunun için son yazıda da belirttiğim üzere Trump’ın ruh halini anlamak, psikolojisini okumak gerekiyor.
Trump, kuyruğunun İran tarafından kıstırırıldığını biliyor. Ondan dolayı çarşamba günü “bundan sonra ne zaman biteceğine İran karar verir” demiştim.
Bu zamana kadar dalga dalga vurmak da parça parça vurmak da İran’a diz çöktüremedi.
Oturup görüşmek? O da Trump için çok kötü bir anlaşma üretmesine rağmen yine başarılı olamadı.
Trump’ın içinde bulunduğu durumu şu: Ne savaşmak ne barışmak işe yarıyorsa... Siz ne yaparsınız?
*
Bu noktada “e girmeseymiş o zaman savaşa, başlatmasaymış” dediğinizi duyar gibiyim. Lakin zamanı geri alamayacağımız gibi olanları da değiştiremeyiz.
Peki o zaman Trump son çare olarak “devasa saldırı” planını gerçekten de uygulayacak mı?
Bu devasa plan, bir sabah çıkıp “bu gece bir medeniyet ölecek” tehdidinin bir parçası mı? Yoksa bu hafta vaat ettiği gibi Tahran ve çevresindeki elektriği ve köprüleri vurmak mı?
*
Ben hâlâ bu yapılsa dahi günün sonunda bir şeyleri değiştirip değiştiremeyeceğine bakıyorum. Sağıma dönüyorum, soluma dönüyorum... Yine de Trump’ı bu işin içinden sıyıracak bir çözüm göremiyorum.
Peki şayet böyle bir saldırı olursa bu Trump’ın acziyetini göstermez mi?
Sanıyorum sorduğum tüm bu sorular meşru.
İran bir zar attı, hem de çok tehlikeli bir zar attı. Bölgesel hakimiyetini yeniden inşa etmek ve hatta bölgenin liderliğine oynamak için vuruyor artık.
Bu süreçte Trump vurdukça direnecek, direndikçe yıkılmayacak ve yıkılmadıkça da güçlenecek. Plan bu. Ne kadar sert vurulursa da o kadar Körfez’in işini bitirecek. Plan kabaca bu.
Trump nereye kadar vuracak, İran ne kadar yumrukları absorbe edebilecek, Körfez bu sırada nasıl görünecek hiçbiri belli değil...
Belli olan şu ki Trump’ın içine düştüğü ya da bile bile yürüdüğü bu durumdan çıkışı ne ben biliyorum ne de Oval Ofis’e toplanıp ona akıl verenler. BİR TUHAF NÜKLEER ANLAŞMA
Suudi Arabistan’ın ABD’den koparmaya çalıştığı iki büyük taviz vardı:
1. NATO’nun 5’inci maddesi tarzı bir savunma taahhüdü
2. Sivil nükleer teknoloji
Bu iki mesele için ABD ile yıllardır görüşmeler yürütülüyordu.
*
ABD’nin karşılığında beklediği şey neydi peki?
1. Suudi Arabistan’ın ABD’nin güdümünden çıkmaması.
2. İsrail ile İbrahim Anlaşmaları’na katılması.
*
Ta Biden zamanında görüşülen bu “mega anlaşma” bu hafta bir anda duyurulunca ne yalan söyleyeyim bir şaşırdım.
İsrail ile normalleşme şartı karşılanmadan Suudi Arabistan’a böyle devasa bir taviz verilmesini “İran savaşında Trump’ın yanında durma ödülü” olarak algıladım.
Ta ki... Ertesi sabah Trump “İbrahim Anlaşması yoksa nükleer de yok” diyene kadar.
*
Onun ertesi günü ise Amerikan medyasında “Trump’ın anlaşmadan haberi yoktu. Görünce deliye döndü. Enerji Bakanı Trump’ın arkasından iş çevirdi” haberleri servis edildi.
Benim bildiğim Enerji Bakanı, Trump’tan habersiz lamba bile yakmaz. Gidip imza töreni ayarlayacak ve bu anlaşmayı duyuracak öyle mi? Geçiniz efendim.
Acaba... Trump İsrail baskısına boyun mu eğdi?
Başka bir ihtimal aklına gelen?
BU AKLI KİM VERİYORSA...
İran’a ilk bomba 28 Şubat’ta düştüğü gün ve o günden beri Trump’ın verdiği her karar, işlerin daha da sarpa sarmasına sebep oldu.
Bir karar hariç: İran’ın Hürmüz ablukasına karşı kendi ablukasını koyması.
*
İranlılar da itiraf ediyor... ABD ablukası İran’ı kendi silahıyla vuruyor.
Hoş... Sonucu değiştirmede işe yaradı mı? Yaramadı.
*
Bana göre ikinci istisna da Trump’ın “Hürmüz’de her bir gemiye verilen hasar İran’ın dondurulmuş parasından tazmin edilecek” kararı.
Yine İran’ı kendi silahıyla vurma hamlesi. Fakat genel resimde bir şey değiştirmeyecek. O ayrı.
*
Trump’a önerim şu: Bu iki kararda aklı kim verdiyse onu dinle.
Eğer bu aklı veren aynı akıl savaş aklını da verdiyse o kişi bozuk saat. Yılda iki kez doğruyu gösteriyor. Çok dinleme. BEN LEBRONCUYUM
Ara sıra bu köşede sağlam bir NBA hayranı olduğumu söylemişimdir sanırım.
Özellikle de LeBron James her sene bir kez Washington’a geldiğinde gitmeye çalışırım.

Güzel haber şu ki... LeBron artık Philadelphia’da oynayacağı için hem iki kez gelecek hem de bana komşu olacak.
*
İşin şahsi tarafını geçelim... LeBron’un iki aydır hangi takıma gideceğine karar verememesi olay oldu.
Lig fikstürü belirlenemedi, hangi kanal hangi maçları verecek belirlenemedi. Forma satışları, yorumlar, programlar... Her şey, herkes felç oldu adeta.
*
LeBron öyle bir efsane ki Philadelphia’ya gideceği duyurulunca Pensilvanya Valisi 24 Temmuz’u “LeBron Günü” ilan etti.
Trump durur mu... O da karıştı işe. “Irkçı LeBron’u” sevmediğini, golf arkadaşı Michael Jordan’ı tuttuğunu, “ölene kadar Jordancı” olduğunu da duyurdu.
Kusura bakma başkan. Ben LeBroncuyum.

10 saat önce
44










English (US) ·