Seçmen sandığa gitmeden önce bir rüzgâr yakalamak için yeterli... Fakat geçen 1.5 yılın hatalarını telafi etmek için yetersiz bir süre.
Şöyle bir bakalım...
İran savaşı hâlâ devam ediyor. Hürmüz Boğazı hâlâ kapalı. Petrolün varili hâlâ 100 doların üzerinde. Babülmendep de kapanıyor. Enflasyon soğumuyor. Faiz artışı artık hemen hemen kesin. Vatandaşın geçim derdi giderek büyüyor.
*
Bu tabloda zaten Cumhuriyetçiler için tek bir olumlu madde yok.
İşin kötüsü önümüzdeki 50 günde bu tabloyu değiştirecek, ya da şöyle söyleyeyim, değiştirmeye niyetli bir başkan yok.
Trump‘ın seçimleri saldığından emin olduğum birkaç gelişme yaşandı bu hafta. Evet... İddialı bir çıkış gibi gelebilir okuduğunuzda ancak birlikte bir bakalım.
*
Trump, İran savaşı için “ara seçimlerden hemen sonra bitecek” dedi. Bu kehanetini de İran’ın “bize seçimleri kaybettirmeye çalışıyorlar” taktiğine bağladı.
Yalan değil. İsabetsiz de değil. Bunu hemen hemen herkes söylemişti zaten.
Fark şu... Trump, İran’ın bu taktiğini satın almış durumda. “Aman seçimi kaybetmeyelim de zararına da olsa anlaşalım” gibi bir panik içerisinde değil.
*
Bir diğer emare de Cumhuriyetçi Parti’nin ara seçimler öncesi düzenlediği kongreye katılan Trump’ın Fox’a verdiği röportajdı.
Spiker soruyor... “Önümüzdeki ay seçimler için her zamankinden daha sıkı çalışacak mısınız?”
Trump’ın cevap ne olsa beğenirsiniz... “Hayır.” Sonra başlıyor 2024 seçimlerinde ne kadar sıkı çalıştığını anlatmaya. Şu an bir önemi var mı? Yok.
Şaşkına dönen spiker bir daha soruyor: “Bu seçimler de aynı önemde değil mi?”
Trump ise seçimler sanki kaybedilmiş gibi cevap veriyor: “(Kongre’yi kazanacak Demokratları) engellerim. Yaptıklarını engelleyen olacağım.”
Yani Trump için ara seçimler kafasında çoktan bitmiş. Son 2 yılının stratejisini bile belirlemiş.
*
Bana göre son emare de Trump’ın birçoğuna göre “rüşvet” olarak görülen teklifi.
“Eğer Cumhuriyetçiler Meclis’i ve Senato’yu kontrol ederse tüm Amerikalılara 5 bin dolarlık çek” diye acayip bir teklif yaptı Trump.
Seçimin sonucunu satın alan, ona göre şimdiden planını yapan, stratejisini dahi belirleyen Trump’ın maçın duraklama anlarında 35-40 metreden şansını denemesi gibi bir şey.
Bir bakıma çaresizlik arayışı bana göre.
*
Buraya bir de parantez açayım. Kasım ayından sonra zaten seçimleri kaybetmiş, azil süreçleri ile karşı karşıya kalacak, kaybedecek hiçbir şey olmayan bir Trump, İran’a karşı çok daha umarsızca hareketlere girişebilir.
Bunu nereden düşünüyorum?
O da bahsettiğim mülakatta saklı. Soru ve cevabı vererek bu yazıyı bitirmiş olalım.
- Neo-conlar bile İran’a “girecekseniz tam girin” diyor. Girin ve işlerini bitirin.
- “Belki de seçim var diye bunu yapmıyorumdur.”
1 TRİLYONLUK FİYASKO
TRUMP’ın en acayip özelliklerinden biri de bu... Alır, alır, alır. Karşılığında verir diye beklersiniz ama yine kafasına eseni yapar.
Neden mi bahsediyorum?
Suudi Arabistan son günlerde çok zor durumda. Husilerin İran desteğiyle iyiden iyiye Suudilere savaş açması ve Babülmendep’i kapatması zaten baş belası olmuşken bir de Suudilerin doğu-battı petrol hattı vuruldu ve geçici olarak kapatıldı.
*
Suudi Arabistan geçtiğimiz sene günde ortalama 9.5 milyon varil petrol üretiyordu.
Bu haftaki olaylardan önce zaten 6 milyon varile kadar düşmüştü. Bu olaylarla arz iyice baskılanacak. Suudilerin geliri daha da düşecek.
*
Tam bu sırada geçtiğimiz gün Selman, Trump’ı tam iki kez arıyor. Husilere saldırmasını talep ediyor. Trump oralı olmuyor.
Hatırlıyor musunuz geçen sene Trump ilk ziyaretini yine Suudi Arabistan’a yapmış ve esnaf pazarlığıyla 1 trilyon dolarlık yatırım sözü almıştı.
Herkes nasıl da “haraç, rüşvet” demişti.
Gördüğünüz gibi 1 trilyon da verseniz, 10 trilyon da verseniz “başın düşerse dara Başkan Trump’ı ara” gibi bir seçeneğiniz olmuyormuş.

TRUMP’IN PARTİSİ
SİZE uzun süredir Trump’ın Amerikan siyaset tarihinde başardığı kırılmayı anlatıyorum. Nedir o?
Genel başkanı, lideri olmayan iki partili sistemde Cumhuriyetçi Parti’yi kendi partisi haline getirdi.
Vekil listesi yapıyor. İşaret ettiği kazanıyor, indirmek istediği siyasetten silinip gidiyor.
Müthiş bir başarı gerçekten de.
*
Geçenlerde biri bana 2028 adaylığı için Vance’i mi Rubio’yu mu daha şanslı gördüğümü sordu.
Kaçak dövüşüyor gibi görünmek istemedim. Soruyu sallamıyormuş gibi de görünmek istemedim.
Ama cevabımın ne olduğunu da iyi bildiğim için doğru bildiğimden şaşmadım.
Dedim ki... “Trump kim derse o olur.”
*
Geçen günkü Cumhuriyetçi Parti kongresinde partililerden biriyle yapılan mülakat da dediğimi şıp diye doğruladı açıkçası.
Buyrun...
- 2028’de favoriniz Vance mi?
- Benim adamım Donald Trump’ın desteklediği kişidir.
- Yani buna karar vermek Trump’ın elinde mi?
- Aynen öyle. İnsanlar bize tarikat diyor. Umrumda değil.
NÜKLEERİ OLANA BEY ÇEKİLİR
TRUMP geçenlerde yine İran meselesinden bahsederken nevi şahsına münhasır biçimde bir benzetme yaptı.
İran’ı vurmasa ve şayet İran nükleer silaha ulaşsa ne olacağını şakayla karışık şöyle anlattı:
- İran’ı o güzel B-2 bombardıman uçaklarımızla vurmasaydık, şu an nükleer silahları olurdu.
- Ben de onlara Yüce Lider olarak hitap ederdim.
- “Sayın Yüce Lider, efendim, nasılsınız efendim? Sizin için yapabileceğimiz bir şey var mı efendim?” derdim.
- Ama şimdi böyle demek zorunda değilim.
*
Doğru... Vallahi yalan değil. Eğer İran’ın nükleeri olsaydı hem baba Hamaney hayatta olurdu hem de Trump “Hamaney Bey” çekmek zorunda kalırdı.
Yalnız mesele sadece İran da değil. Bak Kim’e... Trump nasıl da Saygıdeğer Kim Bey çekmek zorunda kalıyor...
*
Yani Trump aslında sadece İran değil tüm dünya ülkeleri için eşi bulunmaz bir nükleer silah propagandası yapmış oldu.
Nükleerin mi var? Ağasın, paşasın bu dünyada...


7 saat önce
31










English (US) ·