Üç büyükler çocuklaştı

1 saat önce 26

SÖYLEDİKLERİNİZE dikkat edin; düşüncelere dönüşür.

DÜŞÜNCELERİNİZE dikkat edin; duygularınıza dönüşür.

DUYGULARINIZA dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür.

DAVRANIŞINIZA dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür.

ALIŞKANLIKLARINIZA dikkat edin; değerlerinize dönüşür.

DEĞERLERİNİZE dikkat edin; karakterinize dönüşür.

KARAKTERİNİZE dikkat edin; KADERİNİZE dönüşür.”

Mahatma Gandhi

Bazen bir kulübün kaderi de, onun karakterinden doğar.

3 Mayıs…

Bazıları için sıradan bir bahar günü.

Ama bilenler için; bir kulübün doğumundan öte, bir karakterin ilanıdır.

Bu topraklarda bazı kulüpler kurulmuştur…

Bazıları ise doğmuştur.

Fenerbahçe Spor Kulübü işte o doğanlardandır.

Çünkü onun harcında yalnızca futbol yoktur; cephe vardır, direniş vardır.

Toprağa düşenlerin ardından dimdik ayakta kalma iradesi vardır.

3 Mayıs 1918’de Mustafa Kemal Atatürk’ün adım attığı o kulüp binası, sadece bir ziyaretin değil, bir tasdikin tarihidir.

O yüzden bugün bir kutlama değil, bir hatırlama günüdür.

Kim olduğumuzu…

Nereden geldiğimizi…

Ve en önemlisi, neyi kaybetmek üzere olduğumuzu hatırlama günü…

Fenerbahçe, 1907’nin baharında Enver (Bey) Yetiker, Nurizade Ziya (Songülen) Bey, Ayetullah Bey, Necip (Okaner) Bey ve Asaf (Beşpınar) Bey ile arkadaşları tarafından kuruldu.

Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün kulübü ziyaret ettiği gün, kulüp tarafından sembolik olarak kuruluş günü olarak kabul edilmiştir. 

Doğru bir insan olmadıktan sonra ne tuttuğumuz takım, ne inandığımız dava bizi yüceltir.

Atatürk diyor ki, “Milli benliğini bilmeyen milletler, başka milletlerin avı olurlar.”

Futbolun geldiği durum ortada.

Rakip, düşmana dönüştü.

Rekabet kavgaya

Bu noktaya birden gelmedik.

Başlangıcı, ‘tarihimize yabancılaşmak’ diye düşünenlerdenim.

Gelin, kısa bir yolculuk yapalım.

FENERBAHÇE’NİN EN GENÇ BAŞKANI: EMİRZADE ARİF BEY

Emirzade Arif Bey. Fenerbahçe’nin 7. ve en genç başkanı. (1911-1912)

Arif Bey’in hikâyesi yaşından büyük…

Fenerbahçe 1911-1912’de, ilk İstanbul Ligi şampiyonluğunu, Arif Bey'in hem futbolculuk hem de kulüp yöneticiliği yaptığı bu dönemde namağlup olarak elde etti. 

Henüz 18 yaşındaydı.

Cephede savaşır…

26 saat at sırtında yol gelir…

İstanbul’da maça çıkar…

Sonra yine cepheye döner.

26 yaşında, 19 Kasım 1919’da Bor Ovası’nda şehit düşer.

Bir futbolcu…

Bir asker…

Bir karakter.

İşte bu yüzden Yüzbaşı Emirzade Arif Bey…

FENERBAHÇE-GALATASARAY- BEŞİKTAŞ ÇOCUKLAŞTI

Önce Balkan Savaşı, ardından I. Dünya Savaşı, Türk futbolunu da derinden etkiledi.

Sahada çocuklar vardı…

Çünkü büyükler cephedeydi.

1916-1917 sezonunda lig 15-16 yaş grubundaki çocuklarla oynanabilmişti.

1916-1917 sezonunda; Fenerbahçe’nin elinde 3, Galatasaray’ın 2, Beşiktaş’ın ise sadece 1 futbolcu kalmıştı.

Kayıplar nedeniyle 1916-1917 sezonunda lig 15-16 yaş grubundaki çocuklarla oynanabilmişti.

Galatasaray’ın 13, Fenerbahçe’nin 11, Beşiktaş’ın ise 6 futbolcusu cephelerde şehit düşmüştü.

Sayısız gazi yanı başında.

Çocuklaşan sadece üç büyükler değil, koca bir memleketti…

OMUZLARA YÜKLENEN TARİHİ MİSYON

Tarih, Fenerbahçe’nin omuzlarına yüklenen tarihi misyonlarla dolu.

Sarı lacivertliler bir yandan Anadolu’da Kemal’in askerlerine silah taşıyor, diğer yandan işgal güçlerini mağlup ederek halka moral aşılıyordu.

Bu yüzden kulüp 1920’de kapatıldı.

Sebep: Anadolu’daki asilere (Kuvayi Milliye) silah, cephane sağlamak ve müttefik kuvvetlere (İngiltere ve Fransa) karşı düşmanca duygular beslemekti!

İNGİLİZ KURNAZLIĞI

Kurtuluş Savaşı yıllarında Şehit Ariflerin ateşlediği Fenerbahçe, işgal kuvvetleri takımlarıyla yaptığı 50 maçın 47’sinden galip ayrılmıştı.

İngilizler ve Fransızlar, ‘Belki bu sefer yeneriz’ umuduyla durmadan Fenerbahçe ile maç yapıyor, her seferinde hüsrana uğruyorlardı.

Kaybedilen 3 maç ise şaibeliydi.

Bu durum İstanbul’daki İngiliz Orduları Başkomutanı General Harrington’u çıldırtıyordu.

Fenerbahçe’nin mutlaka yenilmesi gerekiyordu.

Giderayak, sırf bu amaç için turnuva düzenlendi.

Liverpool’un kalecisinin yanı sıra Cebelitarık ve Mısır’daki İngiliz askeri güçlerinden, 4 profesyonel futbolcu getirtilmişti.

‘Defalarca yenilsek de akıllarda son maç kalır.’ diye düşünüyordu İngiliz General.

Klasik İngiliz kurnazlığı…

General Harrington İstanbul gazetelerine şöyle bir ilan verdi: "Gardler Muhteliti Türk kulüplerine meydan okuyor. Galibine, Başkumandanın adını taşıyan büyük bir kupa verilecek bu maça Türk kulüpleri diledikleri gibi takviye de alabilirler."

Kendilerinden çok emindi İngilizler.

Fenerbahçe’nin cevabı kısa ve netti: Fenerbahçe Kulübü yalnız kendi kadrosuyla bu maçı şartsız olarak kabul eder.

YETER Kİ BU MAĞRUR İNGİLİZLERİ YENİN

Final, milli özgürlüğe yürüyüş maçına dönüşmüştü adeta.

Galatasaray, sarı kırmızılılara adını veren ‘Aslan Nihat Bekdik dahil, tüm kadromuzdan istediğinizi kadronuza dahil edebilirsiniz. Yeter ki şu mağrur İngilizleri yenin’ diyerek destek verdi.

Beşiktaş, yenilenmiş kadrosunu teklif etti.

Fenerbahçe, bu anlamlı destekleri ‘Teşekkür ederiz! Şu an kadromuz formda ve onları yenebilecek güçteler.’ sözleriyle nazikçe reddetse de ‘Ama bu dostluğunuzu asla unutmayacağız.’ diyerek ezeli rakiplerinin gönüllerini fethediyordu.

Ebedi dostlukların temelleri böyle atılıyordu.

29 Haziran 1923'te Fenerbahçelilerin yanı sıra, Galatasaray Lisesi önünden öğrenciler, Beşiktaşlı gençler, Türk bayraklarıyla Taksim Stadı’nın yolunu tutmuştu.

FENERBAHÇE İNGİLİZLERİ, HALK YASAKLARI ÇİĞNEDİ

Yürüyüş yasaktı.

Ama o gün İstanbul yürüdü.

General Harington Kupası, İngiliz işgal kuvvetleri karmasını Zeki Rıza Sporel'in golleriyle 2-1 mağlup eden Fenerbahçeli futbolcuların ellerinde yükseliyordu.

Omuzlarda futbolcular değil, bir ruh taşınıyordu.

Coşkulu kalabalığın içinden bir ses yükseliyordu: ARİF BURADAAAA!

Yüzbaşı Emirzade Arif Bey (1893-1919)

HEM HAVAN TOPUYLA HEM DE FUTBOL TOPUYLA…

30 şehit ve sayısız gazi veren Türk futbolu, ülkenin kurtarılmasındaki son görevini o gün tamamlamıştı.

Fenerbahçe’nin Fransız ve İngilizlerle yaptığı maçlar; futboldan ziyade, bağımsızlık savaşı gibiydi.

Harrington Kupası maçında oynayan Bedri Gürsoy’un sözleri Kurtuluş Savaşı’nın özeti gibiydi: Hem havan topuyla, hem futbol topuyla savaş kazanan tek ülke biziz.

Ruhları şad olsun.

Bitireyim…

Direniş, bu ülkede Fenerbahçe’yle özdeşleşmiştir.

Sarı lacivertliler gün olur İngiliziyle, gün gelir Fransızıyla mücadele eder.

İsimler değişir sadece.

Fenerbahçe 35. Başkanını seçecek.

Futbolda yıllardır o veya bu sebeple hezimetle sonuçlanan sezon sonu kaderi, kulübün değerlerinden yavaş yavaş uzaklaşması ve dinamiklerine yabancılaşmasının neticesidir.

Bu camiaya başkan olmak için yola çıkanlar şunu çok kavramak zorunda!

Bu kulüp; karakter koyanların kulübüdür.

Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; geçmişini bilmeyenler, başkalarının hikâyesinde figüran olur.

Başkan bile seçilse.

Fenerbahçe, figüran olmayı hiçbir zaman kabul etmedi.

Ne sahada, ne cephede…

Bugün mesele şampiyonluk değil.

Asıl mesele, özüne yabancılaşmayı yenmek.

Yeniden tek yumruk olabilmeyi başarmak.

3 Mayıs…

Bir kutlama değil.

Bir hatırlatma.

Bazı kulüpler kupayla büyür…

Bazıları karakterle.

Ve Fenerbahçe…

Bedel ödeme pahasına, hangisini seçtiğini bir gün bile unutmadı...

Habere git