Küresel dengeler hızla değişirken, sermayenin yönü de yeniden şekilleniyor. Dubai’nin “güvenli liman” algısının zedelenmesi, bölgesel gerilimlerin artması ve özellikle ABD–İsrail–İran hattındaki çatışmaların sürmesi, yatırımcıları yeni arayışlara yöneltiyor. Bu süreçte İstanbul’un finans merkezi olup olamayacağı ise yeniden tartışma konusu.
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Abdulkadir Develi, mevcut tabloyu ve Türkiye’nin konumunu detaylı şekilde analiz etti.
Develi, küresel ekonomik görünümdeki bozulmaya dikkat çekerek şunları söyledi:
“Buradaki konjektörü iyi okumak gerekiyor. Çünkü Körfez İşbirliği Konseyi, yani Dünya Bankası'nın yayınına göre, açıklamalarına göre büyüme tahmini %3,1'den %1,3'e düştü. Yani aslında bu savaşın getirmiş olduğu bir ekonomik tahribat. Yine burada IMF’den gelen açıklamalara baktığımız zaman ise savaşın etkilerinin çok daha yıkıcı olduğu ifade ediliyor. Doğal afetlere göre, finansal krizlere göre savaşın çok ciddi bir tahribatı var. Hatta bir çatışma ülkesinin tekrar çatışma öncesi sürece dönmesi için ortalama 7 yıl gerekiyor. Bu süre 10 yıla kadar uzayabiliyor. Bundan dolayı Körfez İşbirliği Konseyi’ne dair büyüme tahmininin neredeyse %1’e kadar düşürülmesi, ciddi anlamda finansmanın kaçışı anlamına geliyor. Çünkü sürekli bombaların patladığı bir bölgede sermaye durmaz. Zaten sermaye oldukça ürkektir, buna bu şekilde bakmak lazım.”
Sermayenin yeni güvenli limanlar aradığına işaret eden Develi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dünya bir taraftan savaşın ekonomik maliyetiyle karşı karşıya kalırken, diğer taraftan yeni alternatif alanlara, finans alanlarına ve güvenli limanlara yöneliyor. Sermaye ilk refleks olarak nereye gitti, buna bakmak lazım. Hong Kong’a yöneldiği görülüyor. Diğer taraftan Avrupa’ya da bir sermaye akışı söz konusu. Ancak buralar daha düşük riskli alanlar. Aynı zamanda sermaye, gelişmekte olan bölgelere de gitme ihtiyacı duyuyor. Türkiye bu noktada bazı avantajlar elde edebilir. Ekonomik güvenlik kavramı burada çok önemli. Bu kavram finansal güvenliği, enerji güvenliğini, gıda güvenliğini ve lojistik güvenliğini kapsıyor. Şu an çok kırılgan bir süreç var. Özellikle Hürmüz tarafında savaş tekrar başlayabilir. Bu nedenle alternatif rotalar değerlendiriliyor. Sadece lojistik değil; finans, ticaret ve enerji alanlarında da alternatif arayışı söz konusu.”
TÜRKİYE’NİN STRATEJİK KONUMU GÜÇLENİYOR
Türkiye’nin jeo-ekopolitik konumunun önem kazandığını belirten Develi, şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye’nin savaş sürecindeki jeo-ekopolitik duruşu oldukça önemliydi ve taraflardan da takdir aldı. Güvenli liman olma özelliğini pekiştirdi. Türkiye; enerji ticareti, genel ticaret ve özellikle Orta Koridor ve Kalkınma Yolu projeleriyle önemli bir kapasiteye sahip. Boğazlar kapansa bile, Hürmüz ve Babülmendep gibi geçiş noktalarında sorun yaşansa bile Türkiye’nin öngördüğü Kalkınma Yolu Projesi’nin ne kadar hayati olduğu ortaya çıkıyor. Orta Koridor da Çin ile Avrupa’yı karasal lojistik üzerinden buluşturmayı hedefliyor. Alternatifler konuşuldukça Türkiye’nin önemi daha da artıyor.”
“FİNANS MERKEZİ OLMAK İÇİN ÜRETİM, TİCARET VE ENERJİ ŞART”
İstanbul’un finans merkezi olma ihtimalini değerlendiren Develi, bunun çok boyutlu bir süreç olduğuna dikkat çekti:
“Finans merkezi olabilmek için ticarette, üretimde ve enerjide öncü olmak gerekiyor. Türkiye enerji noktasında Avrupa için kritik bir ülke. Avrupa’nın enerji güvenliği Türkiye üzerinden geçiyor. Enerjinin Türkiye’ye gelmesi, burada depolanması, fiyatlanması ve Avrupa’ya yönlendirilmesi ciddi bir finansal değer oluşturur. Diğer taraftan Türkiye’nin lojistik üssü hâline gelmesi de önemli. Hürmüz ve Babülmendep gibi geçiş noktaları hâlâ kırılgan. Böyle bir ortamda dünya alternatiflere yöneliyor. Türkiye’nin lojistik merkez olması önemli bir finansal getiri sağlar. Üçüncü başlık ise gıda güvenliği. Bölge ekonomilerindeki yavaşlama gıdaya erişimi zorlaştırıyor. Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşında olduğu gibi tahıl koridorundaki rolüyle kritik bir aktör olabilir. Bu da gıda finansmanının Türkiye merkezli yürütülmesi anlamına gelir.”
ENERJİ VE YATIRIM AKIŞI TÜRKİYE’YE YÖNELEBİLİR
Develi, enerji ve doğrudan yatırımların Türkiye açısından fırsat sunduğunu vurguladı:
“Alternatif enerji kaynaklarının önemi giderek artıyor. Hindistan’da petrol rezervleri kritik seviyelere düştü. Güney Kore ve Çin’de de benzer durumlar söz konusu. Bu nedenle alternatif enerji kaynakları ve rotalar öne çıkıyor. Türkiye, yenilenebilir enerji alanındaki kazanımlarını dünyayla paylaşabilir; bu da yatırım anlamına gelir. Türkiye’nin çevresi enerji kaynaklarıyla dolu ve biz bu süreçte enerji arz sorunu yaşamadık. Farklı kaynaklardan enerji temin edebiliyoruz. Bu enerji Türkiye üzerinden Avrupa’ya gidiyor. Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle kuzey hattı kapalı. Bu da Türkiye’nin önemini artırıyor. Avrupa, enerji ve gıda alanlarında Türkiye’ye daha fazla yatırım yapacaktır. Doğrudan yatırım açısından da bölgede ciddi bir ivme kaybı var. Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Asya’nın bazı bölgelerinde büyüme oranları %3-4’lerden %1,8’e kadar düşürüldü. Bu ciddi bir revizyon. Bu ortamda üretim kapasitesini koruyan ve güvenliği sağlayan Türkiye, bir merkez hâline gelebilir.”
“FİNANS TEK BAŞINA GELMEZ”
Develi, finansal merkez olmanın yalnızca sermaye çekmekle sınırlı olmadığını vurgulayarak şunları kaydetti:
“Gıda güvenliği de çok önemli. Rusya-Ukrayna savaşında Türkiye’nin tahıl koridorundaki rolü Afrika için hayatiydi. Orta Doğu’da da benzer bir gıda krizi yaşanabilir ve Türkiye burada kritik rol oynar. Bölge ülkeleri üretim kabiliyetlerini kaybediyor. Turizm, finans ve diğer sektörler bölgeden çekilebilir. Bu da güvenli alternatif arayışını hızlandırır. Ancak finans tek başına gelmez. Doğrudan yatırımla birlikte gelir. Türkiye’nin mevcut jeopolitik konumu giderek güçleniyor. Bu avantajı fırsata çevirmek gerekiyor. Lojistik, enerji ve gıda; hepsi ekonomik güvenlik kavramının parçası. Artık dünya için en önemli başlık bu.”
ENERJİ KRİZİ VE KÜRESEL ETKİLER
Enerjiye erişimin kritik bir sorun hâline geldiğini belirten Develi, sözlerini şöyle tamamladı:
“Enerjiye ulaşabilirsiniz, pahalı da olsa alabilirsiniz. Ama enerjiye hiç ulaşamazsanız asıl sorun o zaman başlar. Avrupa şu anda bunu yaşıyor. Yüksek fiyata rağmen enerjiye erişim sorunu var. Körfez ülkeleri ise enerjiyi satmakta zorlanıyor. Yani hem arz hem talep şoku söz konusu. Bu süreçte enerji arz ve talebini yönetebilen güvenli ülkeler öne çıkacak. Türkiye bu noktada önemli bir rol oynuyor. TANAP ve diğer boru hattı projeleri, Karadeniz gazı ve yenilenebilir enerji yatırımları bu süreci destekliyor. Artık Çin ve Asya-Pasifik ülkeleri de yoğun şekilde alternatiflere yönelecek. Alternatif rotalar, alternatif enerji kaynakları ve yenilenebilir enerji önümüzdeki dönemin en stratejik alanları olacak. Türkiye de enerji ve gıda depolama kapasitesini artırarak bir ticaret merkezi hâline gelebilir. Orta Doğu enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden dünyaya satılmasını isteyecektir. Avrupa ise artan enerji fiyatları nedeniyle ciddi bir baskı altında. Bu durum küresel ölçekte ekonomik ve sosyal etkiler üretmeye başladı.”











English (US) ·